HAKKIMIZDA
proje
Fotoğraflar
Faaliyetler
Ders Notları
Giris Formu
Hava Durumu
|
|
|
|
ORGANİK TARIM Prof.Dr.Sezgin UZUN Organik Tarım; -Uzun yıllar devam eden yanlış tarımsal uygulamalar -Bozulan doğal yaşam dengesi (tarımsal üretimde yer alan bitki, hayvan, insan, toprak, su ve diğer çevresel faktörlerin tamamı) -Doğal kaynakların kullanımı ile -Dengenin yeniden sağlanmasının planlanması Bu sebeple organik tarım; -Kimyasal gübre ve tarım ilaçları kullanmadan -Kimyasal kalıntısız ürün üretmeyi, -Çevre dostu üretim metodunu benimsemeyi amaçlayan -Ülkelere göre organik, ekolojik, biyolojik, bio-dinamik, alternatif, doğal, yenilenebilir ya da sürdürülebilir tarım olarak adlandırılan bir üretim şeklidir. Organik Tarımın İlkeleri 1- Doğal kökenli hammaddeler kullanılarak üretim yapılmalıdır. 2- İşletme girdileri çevreyi tehdit etmemelidir (mesela; organik tarımda kullanılacak fide, tohum, fidan vs. ilaçsız olmalıdır). 3- Nöbetleşe ekim ve organik gübreleme yapılmalı Toprağın işletilmesi ve topraktaki canlı faaliyetin devamı için çiftlik gübresi ve organik atıklardan oluşan kompost ve yeşil gübre kullanılmalıdır. Uygun toprak işleme aletleri kullanılmalı, Gereğinden fazla sayıda toprak işlemeden kaçınılmalıdır. 4-Dengeli bir bitki yetiştirme düzeni uygulanmalı bu düzende baklagillere ağırlık verilmelidir. 5- Üretim yapılacak yerin ekolojik koşulları göz önünde bulundurmalı (Bitki tür ve çeşitlerinin seçiminde ve bu şartlara uygun dayanıklı, tohum, fidan ve hayvan kullanılmalıdır. 6- Zararlılarla mücadelede doğal kökenli ilaçlar ve biyolojik yöntemlere önem verilmelidir. 7- Hayvansal üretimde ise; -Ağıl ve ahırların uygun olması, -Hayvan beslenme ihtiyacının mümkün olduğu ölçüde işletmeden karşılanması -Yemlere kimyasal maddeler katılmamalı (antibiyotikler, kilo artırıcı katkı maddeleri vs.) dır. 8- Organik hayvansal üretimde yem ihtiyacının karşılanmasında -1 büyükbaş hayvan için 1 hektar arazi düşünülmelidir. 9- Organik tarımda; Yeter miktarda ve yüksek kalitede gıda üretmek, maksimum verimden önce gelmelidir. 10- Enerji kaynağı olarak; Güneş enerjisi ve rüzgar enerjisi gibi doğal enerji kaynakları mümkün olduğunca tercih edilmelidir. 11- Organik tarım işletmelerinin kazançları, üretici ve çalışanlarını tatmin etmelidir. 12-Sentetik kimyasal gübreler ve sentetik ilaçlar, Depoda (muhafazada) koruyuculuğu artıran Hasattan önce veya sonra olgunlaşmayı teşvik eden sentetik kimyasal maddeler, Bitki ve hayvan yetiştirmede kullanılan hormonlar ve büyüme düzenleyici maddelerin organik tarımda kullanımı yasaktır. 13- Bitki beslemede; -Çiftlik gübresi, kanatlı gübresi, -Çiftlik ve sıvı atıkları, -Saman, torf, mantar üretim artığı, -Organik ev artıkları kompostu, -Bitkisel atık kompostu -Hayvansal atıkların işlenmiş ürünleri, -Deniz yosunları ve yosun ürünleri, -Talaş, ağaç kabuğu, odun artıkları, -Tabii fosfat kayaları gübre olarak kullanılabilir. Bitki korumada; -İzin verilen birtakım ticari ilaçların yanında -Kükürt, bordo bulamacı, Arap sabunu -Değişik bitkisel karışımlardan elde edilen doğal ilaçlar kullanılabilir. Neden Organik Tarım? -En önemli amacı; insan ve diğer tüm canlıların ortak yaşam alanı olan dünyamızı korumaktır. 1. Gelecek nesilleri korumak; -Bitkilere püskürtülen bir çok pestisit (insektisit, fungusit, akarisit, herbisit) -Besinler yoluyla insan vücuduna alınmaktadır -Bu maddelerin çoğu kansere sebep olmakta -Bu pestisitli gıdaların, pestisitsizlere göre en az dört kat daha fazla olumsuz etki yaptığı araştırmalarla ortaya konmuştur. 2. Toprak erozyonunu önlemek; -Toprak tarımın temelidir -Bu temelin hiçbir zaman sarsılmaması gerekmektedir -Yetiştiriciler aşırı ürün elde etmek amacıyla topraklara kimyasal gübreleri uygulamaktadır -Bu da toprak erozyonuna sebep olmaktadır. -Toprakta, belirli bir dönemde belirli bir miktardan fazla besin maddesi kaldırmak, -Toprağın düzenini bozduğu herkes tarafından artık bilinmelidir. -Toprağı ölmekten kurtaran organik maddenin -Toprağa ilave edildiği miktarda verim elde isteği -Toprağın ömrünün uzamasına sebep olacaktır -Sürdürülebilir tarımsal üretimin; -Toprak verimliliği ve suyun devamlılığını sağlamaktan geçtiği unutulmamalıdır Türkiye topraklarının yaklaşık % 15 i verimli topraklar olarak kabul edilmektedir. Türkiye’de her yıl yaklaşık olarak 1 milyar 400 milyon ton toprak erozyonla kaybolmaktadır. Bu toprak kayıplarının 500 milyon tonu tarım arazilerinden olmaktadır. Bu gerçek göz önüne alındığında standart yetiştiricilikte toprağa verebileceğimiz zararları daha da iyi anlamamız gerekmektedir. 3. Su kalitesini korumak; -İnsan vücudunun 2/3 ü ve dünyanın 3/4 ünü su oluşturmaktadır, -Tarımda kullandığımız kimyasal pestisitler ve sentetik gübreler yer altı sularını kirleterek, -İçme suyumuzun ana kaynağını kirletmektedir. -Yeraltı sularının kirlenmesine, atmosfere püskürttüğümüz birçok kimyasal madde de yol açmaktadır. Bunlar arasında; -Fabrika gazları (karbondioksit, karbonmonoksit, kükürtdioksit) da bulunmaktadır -Bu sebeple, bu gibi gazları yayan kaynakların yakınlarında organik tarım yapılamamaktadır. -Günümüzde dünya üzerinde 1 milyardan fazla insanın temiz sudan yoksun olarak yaşadığı düşünüldüğünde, -Su kaynaklarımızın korunmasının önemi daha da artmaktadır. 4. Enerji tasarrufu sağlamak; -Sentetik gübreleri üretmede oldukça fazla enerji harcanmaktadır, -Organik tarımda kullanılan unsurlar örneğin; yeşil gübreleme işlemleri, kompostlama ve ayrıştırmada daha az enerji kullanılmaktadır. -Ayrıca organik tarımda asıl amaç bitkiyi değil, toprağı beslemektir. -Beslenen toprak zaten kendisine tutunanlara fayda sağlayacaktır. -Organik yolla beslenen topraklar daha uzun süre bitkiyi besleyecek ve tasarruf sağlayacaktır. -Organik orijinli gübreler toprakta daha uzun süre besleme görevi yapar ve sentetik gübreler gibi yıkanma fazla olmaz, bu da tasarruf sağlamış olur, -Şu anda ülkemizde organik gübre fabrikalarının kurulmuş olması da, organik tarımın gelişmesine katkı sağlayacaktır. 5. Kimyasalları tabağımızdan uzak tutmak; Önemli entomologlara göre; -Son 50 yılda pestisit kullanımı 30 kat artmış, -Buna karşılık olarak pestisitlerin toksisitesi 100 kattan daha fazla artmıştır. -Yani, bizleri ve gelecek nesillerimizi sinsice zehirleyen ve insan sağlığına zararlı olan kimyasalların, tükettiğimiz gıdalardaki tehlikesiyle karşı karşıyayız. Birçok sağlık örgütü; -Günümüzde kullanılan herbisitlerin % 60’ının, -Fungusitlerin % 90’ının, -İnsektisitlerin % 30’unun, -Kansorojen olduğunu ortaya koymuştur. -Kimyasal pestisitler, yaşayan organizmaları öldürmek için hazırlanmış zehirler olup, -İnsanlara da zarar verirler. -Bu zararlar arasında, kansere ilave olarak doğumdaki anormallikler, sinir sisteminin zarar görmesi ve genetik mutasyon sayılabilir. -Bütün bu riskleri bertaraf edecek organik yetiştiriciliğin özellikle çocuklardan başlamak üzere sağlayacağı katkılar çok önem kazanacaktır. Bu yüzden; -Organik yetiştiriciliğin ön plana çıkarılması gerekmektedir. -Güvenilir gıda her şeyden önce temel insan hakları arasındadır. -Bununla birlikte bir sağlık meselesi ve bir tüketici hakları meselesidir. -Organik tarıma bu yüzden destek verecek bilinçli halk kitleleri harekete geçmeli, -Bu sistemi vazgeçilmez geleneksel yetiştirme şekli haline sokmaları önem kazanmaktadır. 6.Çiftlik çalışanlarının sağlığını korumak; -Uluslararası bir kanser enstitüsünün yapmış olduğu araştırmaya göre, -Kimyasal pestisidlerle muhatap olan çiftçilerin çiftçi olmayanlara göre altı kat daha fazla kanser riski taşıdıklarını ortaya koymuştur. 7. Gerçek ekonomiye destek vermek; -Organik yetiştiriciliği, standart yetiştiricilikten daha ucuz olarak sürdürmek söz konusudur. -Standart yetiştiriciliğin bazı gizli masrafları vardır. Bunlar, pestisit düzenlemeleri, testlerinin yapılması, zararlı ve tehlikeli atıkların temizleme işlemleri, -Çevreye verilen zarar ve bu durumun normale çevrilmesi için sarf edilecek çabalar, -Büyük masraflar karşılığında gerçekleşmektedir. -İnsanlarda pestisitlerden dolayı oluşan hastalıkların tedavisinde ülkeler büyük servetler harcamaktadırlar. -Bu masraflarla, dünya üzerinde 1.2 milyar insanın günde bir doların altında, dünya nüfusunun yarısının ise günde iki doların altındaki bir parayla geçimlerini sürdürmeye çalıştıkları bir ortamda, -İnsanların gıda ihtiyaçları, temiz içme suyu ve sağlık hizmetlerinden yoksun olduğu düşünüldüğünde, neler yapılabileceği unutulmamalıdır. Ayrıca, -Gelişmekte olan ülkelerde her yıl 5 yaşından küçük 11 milyon çocuğun önlenebilir hastalıklar nedeniyle hayatını kaybettiği düşünüldüğünde, -Tasarruf edilecek olan bu paralarla neler yapılabileceği üzerinde çok iyi düşünmek gerekmektedir. Bütün bu soruların cevapları arasında, -Mevsime bağlı ve sürdürülebilir bir şekilde -Bölgesel olarak üretilecek gıdaların devamlılığını sağlayan sistemlerle, -Köyden kasabaya, ilçeye veya şehirlere kadar, -Gıda güvenilirliğini artırma çabalarını destekleme fikri ön plana çıkmaktadır. -Yani kırsal alanlarda gıda üretim sektörleri oluşturarak bunların desteklenmesi, -Bölgesel olarak organik ürünlere olan talebin arttırılması, -Tüketici ve üreticiler arasında daha dürüst ve sürekli ilişkiler sağlayacaktır. -Böylece özellikle kırsal kesimde yaşayan kadınlara arazi kullanım hakları sağlanarak ta organik tarımda önemli adımlar atılabilir. -Örneğin; Hindistan’da kadınlara ayrılan arazi verimsiz ve tarım yapılması zor arazilerdir. -Ancak bu kadınlar kadının taştan gıda üretme yeteneklerinin olduğunu ortaya koymuştur. -Böylece pestisit ve kimyasallarla bulaşmamış gıdalar üreterek pazara ulaştırmış ve kendilerine maddi olarak yeterli olmanın huzuru içerisinde çalışmalarını hızlandırmışlardır. -Sonuçta zaten meyilli oldukları doğal yetiştirme sistemlerini kavrama bilgisi kazanmanın yanında, -Bitkisel zenginliğin korunmasında ve artırılmasında önemli hizmetler sunmaya başlamışlardır. 8. Üretimde biyolojik farklılığı geliştirmek; -Bilindiği gibi yetiştiricilerin tek ürün yetiştirme arzusu, yıldan yıla aynı ürünle büyük arazilerin kullanılmasına sebep olmaktadır. -Bu yaklaşım, çiftlik üretimini artırmakla birlikte toprağın doğal mineral ve besinlerini azaltmaktadır. -Besinleri tekrar torağa vermek için kimyasal gübreler kullanılmakta ve bu da sadece daha önce bahsedilen bir çok problemi beraberinde getirmektedir. 8. Üretimde biyolojik farklılığı geliştirmek; -Bilindiği gibi yetiştiricilerin tek ürün yetiştirme arzusu, yıldan yıla aynı ürünle büyük arazilerin kullanılmasına sebep olmaktadır. -Bu yaklaşım, çiftlik üretimini artırmakla birlikte toprağın doğal mineral ve besinlerini azaltmaktadır. -Besinleri tekrar torağa vermek için kimyasal gübreler kullanılmakta ve bu da sadece daha önce bahsedilen bir çok problemi beraberinde getirmektedir. 9. Sağlıklı beslenme; -Organik yetiştiricilik toprağa doğal yollarla besin elementlerinin yeteceği kadar verilmesiyle başlar, -Bu da toprağın besleme yeteneğinde devamlılığı sağlamaya yardımcı olur, -Beslenen toprak, gerçek lezzet ve tada sahip sağlıklı besin içeren güçlü bitkilerin oluşmasına sebep olur, -Birçok usta aşçının yemek tariflerinde organik ürünleri kullanmasının sebeplerinden bir tanesi de budur. 10. Çevreyle dost olmak; -İnsanoğlunun dünya üzerindeki olumsuz etkisi, bir çok hayvan ve bitki türünün ortadan kalkmasına sebep olmuştur. -1600 yılından sonra 162 tür kuşun insanoğlu tarafından yok edildiği ortaya konmuştur. -Son yıllarda ülkemizde özellikle pamuk, tütün, zeytin ve narenciye gibi önemli tarım ürünlerine zarar veren canlılara karşı, -Kullanılan tarımsal ilaçlar zincirleme bir şekilde bazı canlı türlerinin ortadan kalkmasına yol açmıştır. -Örneğin, tütün veya pamuklara uygulanan ilaçtan ölen zararlıları yiyen kuş, yılan gibi diğer canlılar da öldükleri, -Yağmur sularıyla kanallara ve oradan da göllere ulaşan tarımsal ilaçların, gölleri cansız hale getirdikleri sık sık rastlanan olaylardandır. -Hepsinden kötüsü, ürkütücü boyutlarda gelişen teknolojik sistemler, kontrolden çıkmış, hayat ve tabiatla uyuşma noktasının dışına fırlamış ve bir zehir ağı oluşturmuştur. Böylece havamız suyumuz ve topraklarımız kirletilmiştir. -Bunun sonucu olarak, tabiatın bu zehirleri bitkilere ve diğer hayat formlarına geçerek, bizleri yavaşça zehirlemeye başlamıştır. -Organik tarımda kullanılan organik girdiler, biyolojik olarak kendiliğinden parçalanabilmektedir. -Bu bakımdan rezüdi etkisi yapması söz konusu değildir. -Bu girdiler kullanıldığında tabiattaki dengenin korunabileceği unutulmamalıdır. -Gelişmekte olan ülkelerde yürütülmekte olan geleneksel sistemleri, uygun bir şekilde organik tarım sistemleriyle birleştirerek, tarımsal verimliliğin artırılabilmesi ve tabii kaynakların korunması da söz konusu olacaktır. Unutulmamalı ki; -Bozduğumuz tabiat dengesinin (ekosistemlerin) belirli bir zamandan sonra, tekrar geriye kazanılması zorunlu hale gelecek ancak başarılı olunup olunamayacağı ise hep soru işareti olarak kalacaktır. Ana özet olarak; -Organik tarım sistemlerine geçiş, farklı amaçlardan dolayı hızlanması gerekmektedir. -Bu amaçlar; -Uluslar arası pazarlarda bir yer edinmek, -İhracat artışını sağlamak, -Ekonomik olarak kendi güvenini kazanmak, -Tarım girdilerini azaltacak alternatifler bularak doğal kaynakları korumak, -Kendine yeterli gıda üretmek, -Kırsal alanlarda daha fazla sosyal gelişme imkanlarının araştırılması olarak özetlenmelidir. Kısaca; Organik yetiştirme ile, -Sürdürülebilirlik , -Ekolojik denge, -Sağlık, -Toprağın beslenmesinin bitkinin beslenmesinden önce düşünülmesi ön plana çıkmaktadır. Dünyada Organik Tarım -İlk 1910 yılında İngiltere’de gündeme geldi. -Daha sonra 1924 Dr.R. Steiner “Biodinamik Tarım Yöntemleri” konusunda kurslar vermeye başlandı, -İngiltere’de 1928 yılında Biodinamik Tarım Enstitüsü kuruldu. -1972 yılında Almanya’nın öncülüğünde (IFOAM) Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonunun kurulması ile Dünyadaki organik tarım tek çatı altında toplanmıştır. Avrupa’da 1991 yılından sonra organik tarım çalışmalarına hız verilmiş olup, 1998 yılında AB ve EFTA üyesi ülkeler (İsviçre, İzlanda, Lihtenştayn Prensliği ve Norveç) 2 milyon hektar alanda organik tarım yapacak kapasiteye çıkmışlardır. Avrupa ülkelerinin toplam tarım alanlarının %2-3’unde organik tarım yapılmakta ve yıllık %20-30 büyüme hızı ile gelecek 10 yıl içinde Dünya organik ürün pazarının 11 milyar dolar olacağı tahmin edilmektedir. Türkiye’de Organik Tarım -Avrupa ülkelerinin Türkiye’den organik ürünler talebinde bulunmaya başladığı 1984-1985 yıllarında bu uygulamaları başlatılmıştır. -Dış satımımız için geleneksel hale gelen kuru incir, kuru üzüm ile Ege Bölgesinde çalışmalar başlatılmış olup daha sonraları kuru kayısı ve fındık gibi ürünlerle diğer bölgelerimize de yayılmıştır. -Türkiye’de organik tarım hareketini daha sağlıklı bir şekilde geliştirmek amacıyla 1991 yılında İzmir’de Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği (ETO) kuruldu. -Türkiye’de 1984 yılında 2 ürünle başlayan organik tarım 2000 yılında 98 adet ürüne ulaşmıştır. 2005 yılında gıda ve gıda dışı ürün olarak 179’a ulaşmıştır. -Türkiye’de 2001 yılında organik tarım yapılan alan 57.001 hektar olup bu alan toplam tarım alanlarının içinde payı % 0.14’tür. -Ekoloji-Hayvansal ürün üretim çalışmaları ise 2000 yıllarından sonra başlatılmıştır. Sınırlı miktarda bal ve peynir üretimi dışında organik süt ve süt ürünleri üretilmeye başlandı. -Türkiye’de 1984 yılında 2 ürünle başlayan organik tarım 2000 yılında 98 adet ürüne ulaşmıştır. 2005 yılında gıda ve gıda dışı ürün olarak 179’a ulaşmıştır. -Türkiye’de 2001 yılında organik tarım yapılan alan 57.001 hektar olup bu alan toplam tarım alanlarının içinde payı % 0.14’tür. -Ekoloji-Hayvansal ürün üretim çalışmaları ise 2000 yıllarından sonra başlatılmıştır. Sınırlı miktarda bal ve peynir üretimi dışında organik süt ve süt ürünleri üretilmeye başlandı. -1994 ile 2002 yılları arasında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından Organik Tarım Metotları ve Faaliyetleri ile ilgili birçok Yönetmelik çıkartılmıştır. -10.7.2002 tarih ve 24812 sayılı Resmi Gazete de “Organik Tarımın Esasları ve Uygulamasına İlişkin Yönetmelik” yayımlanmış olup Bakanlığın 441 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnamesine dayanılarak çıkarılan bu yönetmelikte şu konular yer almaktadır. 1-Organik tarımın amaçları ve esasları, 2-Organik Tarım Yöntemleriyle Üretim (Bitkisel, Hayvansal ve Su ürünleri), 3-Organik Ürünlerin İşlenmesi, ambalajlanması, etiketlenmesi, depolanması, taşınması ve pazarlanması, 4-Organik Ürünlerin (Katkı maddeleri ve kalıntı yönünden) içeriği, 5-Kontrol esasları, 6-Sertifikasyon esasları, 7-Kontrol ve sertifikasyon yapacak kuruluşlar, Günümüzde yaklaşık 92 değişik üründe, 46.523 bin hektarlık arazi üzerinde 12.275 kadar üretici 168.306 ton organik üretim yapmaktadır. Gümrük mevzuatındaki bazı problemler nedeniyle organik tarım sektörünün dışsatım yoluyla ekonomiye katkısı net olarak bilinmemekle birlikte yıllık 150 milyon dolar civarında olduğu tahmin edilmektedir. Üretim ve Dışsatım -Ülkemizde organik tarımın gelişimini ürün çeşitliliği, üretim alanı ve üretici sayısındaki değişim ortaya koymaktadır. -Üretilen organik ürün çeşitlerinin sayısı 1990 yılında 8 iken, 1999 yılında 92'ye ulaşmıştır.1990 yılında 1.037 hektar olan üretim alanı ise 9 yıl içinde 1999 yılında 46.523 hektar; 1.037 adet olan üretici sayısı ise aynı süre içerisinde 12.275 üreticiye ulaşmıştır. -Ülkemizde üretilen organik ürünlerin hemen hemen tamamı ihraç edilmektedir. 1998 verilerine göre; 14.307,52 ton kuru ve kurutulmuş meyveler 3.172,30 ton yaş meyve 187,60 ton sebze 2.684,17 ton tarla bitkileri 11,66 ton tıbbi bitkiler 502,92 ton diğerleri olmak üzere toplam 20.872,27 ton ihracat gerçekleştirilmiştir. İhraç ürünlerinden ilk 5 sırada çekirdeksiz kuru üzüm, kuru incir, kuru kayısı, kuru elma ve fındık yer almaktadır. Ürün gruplarının toplam ihracat içindeki oranlarına bakıldığında % 68,5'luk oranla en büyük payın kuru ve kurutulmuş ürünlerde olduğu görülmektedir. Neden Organik Ürün Tüketimi ? -Tüketicilere daha kaliteli ve sağlıklı ürünler sunmak ve tüketiciden gelen talepleri karşılamak. Taleplerde kişisel sağlıkları yanında özellikler çocuklarının sağlıklarını da ilk sırada tuttukları gözlenmektedir. -Avrupalıların tercih nedenleri arasında ilk sırayı kişisel ve ailevi sağlık nedenleri daha sonra çevre korumacılığı, lezzet duygularının tatmini izlemektedir. -Tarımda kullanılan Pestisidlerin insanlarda yarattığı pek çok olumsuzlukların söz konusu olduğunu daha önce belirtmiştik. Bunlardan bazıları; akut ve kronik zehirlenmeler, kanser, alerjik reaksiyonlar, sinir sistemi tahribatları, cinsel bozukluklar, sperm sayısında azalma, lösemi, deri sorunları, öğrenme güçlüğü ve hafıza kayıpları, enzim dengelerinde bozukluklar ve hücre içi DNA moleküllerinde dejenerasyon, mutasyonlar vb. -Organik tarım ve hayvancılık insanlığı yukarıda sıraladığımız illetlerden kurtarmak için başvurulması gereken önemli bir doğal kaynaktır. Türkiye’de Organik Tarım Sisteminin Avantajları -Ülkemizde sentetik kimyasallar çiftçilerimizin büyük bir kısmı tarafından ya çok az kullanılmakta, ya da hiç kullanılmamaktadır. Bu nedenle organik tarıma geçişin kolay olması beklenebilir. -Üretici geliri ürüne bağlı olarak artmaktadır. Ortalama % 25 artış olduğu tahmin edilmektedir. -Fiyatı hızla artan kimyasal gübre, pestisit ve enerji girdilerinden tasarruf edilmektedir. -Sözleşmeli tarımla üreticinin tüm ürününün alınması garanti edilmektedir. -Organik ürünlerin ihraç fiyatı diğer ürünlerden % 20-30 oranında daha yüksektir. -Organik ürünlerin ihracatı ile ülkemiz tarım ürünleri için ilave bir kapasite oluşturulmaktadır. Dolayısıyla ihraç edilen her ton ürün daha önce ulaşılamayan tüketici kitlesine de ulaşmaktadır. -Özel bilgi isteyen organik tarım modeli Ziraat Mühendisleri için yeni istihdam sahaları oluşturur. Türkiye’de Organik Tarım Sisteminin Dezavantajları -Ülkemizde tarımsal ürün arzında yıldan yıla önemli dalgalanmalar görülmektedir. Hızla artıp gençleşen nüfus, tüketim düzeyinin ve çeşitliliğinin sürekli artması ve çevredeki ülkelerin hemen hepsinin tarımsal ürün talep eden özellikleri sebebiyle organik tarımın ilk aşamada verimde meydana gelebilecek azalma nedeniyle bir dezavantaj görülebilir. Ancak uzun vadede bu tersine dönecektir. -Organik tarım metoduyla bitkisel ve hayvansal üretimde ortaya çıkan bir sorun da, arazilerin çok küçük, parçalı ve birbirine yakın olmasıdır. Bu durum organik üretimi olumsuz yönde etkilemektedir. Çünkü organik üretim yapan bir işletmenin çevrede üretim yapan diğer klasik işletmelerde kullanılan kimyasallardan ve hastalıklardan etkilenmemesi mümkün değildir. -Organik tarım sisteminde yetiştirilen ürünlerin pazarlanması özellikle iç piyasa için yeni ve belirsiz bir konudur. -Konunun yeni olması nedeniyle yeterli tarımsal yayım çalışmaları ve deneyimli eleman bulunmaması organik tarımın diğer bir olumsuz yanıdır. -Kontrol mekanizmaları yetersiz oluğunda zamanla hayvancılıkta dışa bağımlılık söz konusu olabilir. Organik yollarla yetiştirilen ürünleri alırken tüketici nelere dikkat etmelidir? -Sertifikalı ve logolu ürünler tercih edilmeli. -Şüpheli durumlarda ilgili kurumlar ve merkezler aranmalıdır. -Sertifikasyonu yapan firmaların bitkinin tohumundan ekim-dikimine ve gelişmesinden hasadına kadar çok ciddi bir şekilde denetim yapmaları gerekmektedir. -Bu çok zor bir kontroldür. Sertifika veren kuruluşların da habersiz olarak bilim adamları ya da devlet tarafından zaman zaman denetimi gerekebilir. Bu bakımdan sertifikasyon organik tarımın en önemli yönüdür ve sertifika veren firmaların güvenilir olmaları çok önemlidir. -Türkiye’de 4 tip sertifikasyon logosu vardır. Altısı İzmir’de bir tanesi Mersin’de olmak üzere 7 firma tarafından organik tarım kontrol ve sertifikasyon işlemleri yapılmaktadır. -Logosuz ürün almayınız ve ürün üzerindeki firmayla irtibata geçiniz, doğruluğunu teyit ediniz. Kontrol ve Sertifikasyon Kontrol ve sertifikasyon, organik tarımın önemli basamaklarından biridir. İç ve dış piyasalarda bir ürünün organik olarak satılabilmesi için Organik Ürün Sertifikası'na sahip olması gerekmektedir. Sertifika sistemi ürünlerin organik standartlara göre üretildiğinin, işlendiğinin, paketlendiğinin garantisidir. Kontrol ve sertifikasyon kuruluşları üretim ve pazarlama faaliyetlerinde bulunmamalı,ticaret yapmamalı ve danışmanlık hizmeti vermemelidir. Türkiye’ de bir kontrol ve sertifikasyon kuruluşunun faaliyet gösterebilmesi için Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından onaylanmış ve kontrol yetkisi verilmiş olması gerekmektedir. Ülkemizde yasada belirtilen koşulları yerine getirerek yetki belgesi almış 7 adet kontrol kuruluşu faaliyet göstermektedir. Türkiye’ de Faaliyet Gösteren Kontrol ve Sertifikasyon Kuruluşları : KURULUŞ ADI ADRES TELEFON FAKS e-posta 1. IMO225 Sokak No:26/2 35040 Bornova/İZMİR0232 34747050232 \n 3474780imotr@compuserve.comBu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Bu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir 2. ECOCERTCumhuriyet Caddesi No:2/3 35030 Bornova/İZMİR0232 34343600232 \n Bu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Bu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir 3. SKAL Int. Kazım Dirik Mahallesi Süvari Caddesi No:8/1 35040 Bornova/İZMİR0232 34326510232\n 3393703skal.ltd@superonline.comBu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Bu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir 4. BCSMithatpaşa Caddesi No:234 Kat:4 Daire:7-8 35320 Bornova/İZMİR0232 23909070232 \n 2390608bcsturkey@superonline.comBu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Bu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir 5. EKOTAR Adnan Menderes Bulvarı Deniz Apartmanı 36/1 MERSİN0324 32549640324\n 3271944ekotar@europe.comBu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Bu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir 6. ETKO 160 Sokak No:13/7 35040 Bornova/İZMİR0232 33976060232 \n 3397607ma@etko.orgBu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Bu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir 7. ICEAMustafa Kemal Caddesi No:166/2 Kat:7 Daire:13 Bornova/İZMİR0232 34260680232 \n 3428464info@icea-tr.comBu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Bu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Her üreticinin, kendi adına organik ürün sertifikası alabilmek için kontrol ve sertifikasyon kuruluşlarına başvurabilmesine karşın; ülkemizde başvuruları, projede yer alan tüm üreticiler adına projeyi kuran ihracatçı veya organizasyon kuruluşlar yapmaktadırlar. Kontrol ve sertifikasyon kuruluşu bildirilen tüm üreticileri gezerek her üretici için detaylı anket formları ve haritalardan oluşan bir dosya hazırlamaktadır. Sertifikasyon kuruluşu hazırladığı dosyaları Tarım ve Köyişleri Bakanlığına bildirmekte ve her üreticiyi ürün sezonunda en az iki kez haberli veya habersiz ziyaret etmektedir. Gerekli görüldüğü dönemlerde toprak, yaprak ve ürün örnekleri alınarak analiz yapılmaktadır. Organik ürünlerin çok büyük kısmı dış pazara sunulmakta ve bu ürünlerin bir kısmı doğrudan tüketilmekte, bir kısmı ise normal mamul ürünlerin karışımlarında yer almaktadır. Pazarlama -Organik üretim projeleri ve pazarlaması farklı yöntemlerle gerçekleşir; 1. Üretim projesi ülkede yerleşik bir firma tarafından gerçekleştirilir ve ürünler bu firma tarafından işlenir, paketlenir ve ihraç edilir. 2. Üretim projesi yurt dışından yabancı bir kuruluş tarafından kurulur, elde edilen ürünler anlaşmalı yerel firma tarafından fason olarak işlenir ve ürünler proje sahibi firmaya ya işleyici kuruluş yada ihracat firması tarafından ihraç edilir. 3. Üretim projesi yurt dışından yabancı bir kuruluş tarafından kurulur, elde edilen ürünler yabancı firmanın Türkiye'de tek başına veya ortak olarak kurduğu tesislerde işlenir veya işleyici kuruluş veya ihracatçı firma tarafından proje sahibi firmaya ihraç edilir. -Az sayıdaki uygulamalarda da üreticiler kontrol ve sertifikasyon firması ile doğrudan temas ederek ürünlerini sertifikalandırır ve serbest pazarda satışa sunar. -Kontrol ve sertifikasyon ücretlerinin küçük çiftçiler tarafından üstlenebilecek düzeyde olmaması, teknik bilgi eksikliği ve danışmanlık hizmetlerinin yetersizliği üreticilerin doğrudan sisteme ürün sağlamalarını kısıtlamaktadır. ORGANİK OLARAK YETİŞTİRİLEN ÜRÜNLERİN BESİN DEĞERLERİ Sadece Güvenli Değil, Besleyici -Araştırmalar, organik olarak yetiştirilen ürünlerin, geleneksel olarak yetiştirilen ürünlerden daha yüksek oranda besin değeri içerdiğini göstermiştir. Araştırıcılar organik ve geleneksel ürünlerin mineral madde karşılaştırmasında ortalama olarak, organik yetiştirilen ürünlerin Magnezyum, potasyum, manganez, demir, ve bakır içeriği bakımından %87 daha yüksek değere sahip olduğunu bulmuşlardır. Örneğin Organik domateslerde, % 500 daha fazla Kalsiyum bulunmuştur. -Organik ürünler daha az nitrat içerir. Organik olmayan ürünlerdeki daha çok nitrat seviyeleri suni gübreleme uygulamalarından kaynaklandığı bilinmektedir. -Bitkilerin tüketilme alışkanlığı ve yolları, yetişme periyotlarının genelde kısa oluşları, birim alandan daha fazla ürün elde etmek amacıyla sentetik gübrelerin kullanımını artırmış, insan sağlığı üzerine olan olumsuzlukları ise daha kolay ortaya çıkmıştır. -Özellikle yeşil yaprakları tüketilen sebzelerde nitrat birikimlerinin kansere sebep olduğu ve bunun panzehirinin C vitamini olması, C vitamini almak için sebze tüketenlere büyük sürpriz yapmaktadır. -Bu olumsuzluklara bir de bitkilere püskürtülen zehirler ilave edildiğinde bitki bünyesine geçen, rezüdi olarak bitki üzerinde (yenilen kısım veya diğer kısımlar) bulunan sağlık tehdit eden maddelerin ciddiyeti birçok ülkede bitki yetiştiriciliğinde doğallığı gündeme getirmiştir. -Bu düşünce ile organik sebze yetiştiriciliği, uygulamaların başında olan konu olmuştur. Özellikle gelişmiş ülkelerde gündeme gelen bu konu, insan sağlığına verilen değere paralel olarak hızlı gelişme göstermiştir. ABD, İngiltere, Kanada, Hollanda, İspanya, Avustralya, İtalya gibi ülkeler öncülük yapan ülkeler olmuştur. -Organik ürünler daha az nitrat içerir. Organik olmayan ürünlerdeki daha çok nitrat seviyeleri suni gübreleme uygulamalarından kaynaklandığı bilinmektedir. Amerika ve İngiltere’de Son 60 Yılda Ürünlerdeki Mineral İçeriğinde Azalma Oranı (%) Mineral U.S. 1963-1992 13 Meyve&Sebze İngiltere 1936-1987 20 Meyve&Sebze Kalsiyum - 29 - 19 Magnezyum - 21 - 35 Sodyum N/A - 43 Potasyum - 6 - 14 Fosfor - 11 - 6 Demir - 32 - 22 Bakır N/A - 81 N/A, Analiz edilmemiş. *U.S. (Berginer, 1997) and British (Mayer, 1997) Organik ve geleneksel olarak yetiştirilen ürünlerde besin içerikleri Slayt 1 .O {font-size:149%;} Besin maddesi Ortalama % Farkları Organik ürün Geleneksel ürün Vitamin-c +27.0% % 127 % 100 Demir +21.1% % 121.1 % 100 Magnezyum +29.3% % 129.3 % 100 Fosfor +13.6% % 136.0 % 100 Nitratlar -15.1% - % 115.1 % 100 Organik ve geleneksel olarak yetiştirilen ürünlerde besin içerikleri Slayt 1 .O {font-size:149%;} Besin maddesi Ortalama % Farkları Organik ürün Geleneksel ürün Vitamin-c +27.0% % 127 % 100 Demir +21.1% % 121.1 % 100 Magnezyum +29.3% % 129.3 % 100 Fosfor +13.6% % 136.0 % 100 Nitratlar -15.1% - % 115.1 % 100 Organik ve geleneksel olarak yetiştirilen ürünlerde besin içerikleri Slayt 1 .O {font-size:149%;} Besin maddesi Ortalama % Farkları Organik ürün Geleneksel ürün Vitamin-c +27.0% % 127 % 100 Demir +21.1% % 121.1 % 100 Magnezyum +29.3% % 129.3 % 100 Fosfor +13.6% % 136.0 % 100 Nitratlar -15.1% - % 115.1 % 100 Slayt 82 .O {font-size:149%;} Organik ve geleneksel olarak yetiştirilen sebzeler arasında besin içeriği farklılıkları ÖNERİLER 1) Organik yetiştiricilik teşvik edilmeli, bunun için organik olarak yetiştiricilik yapacak olanlara başta pazarlama olmak üzere alt yapı hazırlanmalı, “ürünü satmadan yetiştirme” politikasının tüm gerekleri yerine getirilmeli, markalı ürünlerle ülke ve dış ülkelere açılım sağlanmalıdır. Organik yetiştiricilik yapanların ayrıcalıklı oldukları onlara hissettirilmelidir. Çünkü onlar yok olmaya yüz tutmuş topraklarımızı kurtaracak, hayatın vazgeçilmez parçası olan suyumuzun kullanılabilirliğini korumaya hizmet edeceklerdir. 2) Tüm araştırma (tarım) kuruluşlarında yeterli ilgiyi bulmalı ve çalışmalar planlanmalı, kurumlar arası bilgi alış verişinden kaçınılmamalıdır. Çalışmalar örnek yetiştiricilerle birlikte yürütülmeli ve onlarında çalışmanın bir parçası olduğu kabul edilmelidir. Özellikle ziraat fakültelerinde ve araştırma enstitülerinde toprak ve toprağın korunması, organik yetiştiricilikte toprak ürün ilişkileri üzerine çalışmalar ve her türlü bitki korumada organik yetiştiricilik üzerine çalışmalar yoğunlaştırılmalıdır. Kimyasal pestisidler (insektisit, fungusit, akarisit, nematosit ve herbisitler) in kullanımı yerine bu koruyuculara alternatif organik mücadele yolları üzerine araştırmalar yoğunlaştırılmalıdır. Çünkü organik yolla yetiştiricilikte toprak bilimcilere ve bitki koruma üzerine bilim yapanlara her zamankinden çok daha fazla gereksinim duyulmaktadır. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesinde bu tür çalışmalar yoğun olarak yürütülmektedir. 3) Kendi ürününü kendin topla; uygulama kültürü yaygınlaştırılarak lokal satışlara ayrı bir çehre kazandırılmalıdır. Bu şekilde taze sebzenin oluşturacağı damak tadından yoksun insanların sebzelere bakış açısı değişecek, kullanımı teşvik edilecek, salata ve yemeklerinde organik yolla yetiştirilmiş ürünleri tüketmesiyle,kendi ruh ve fiziki yapısında ve fizyolojisinde olan değişimleri kısa sürede fark edecek ve organik sebze hastaları ordusu oluşturulmuş olacaktır. 4) Organik tarıma gübre sağlayacak ek kaynak olarak şehir çöplerini değerlendirme üniteleri süratle kurulmalı ve her artık ayrı ayrı toplanarak (ayrı toplama imkanları sağlanarak) yeniden işlenmeli, organik orijinli artıklar mutlaka gübre sanayisinde kullanılmalıdır. 5) Özellikle Karadeniz Bölgesinde potansiyel olarak bulunan organik artıklar kompostlama metodu ile mutlaka değerlendirilmelidir. Bunlar arasında çeltik kavuzu, fındık cürufu, tütün artıkları, çay artıkları, hasat sonrası tarlada kalan brokkoli, karnabahar gibi bitki artıkları tekrar toprağa döndürülmeye uygun hale getirilmelidir. 6) Bölgelere (tarım bölgeleri) göre, bölge içerisindeki lokal alanlara da yayılmak üzere hayvanların, bitkilerin, toprağın, suyun, havanın, doğal yapının ve insanların elektronik hüviyet cüzdanlarının çıkarılması ile ulaşılması gereken hedeflerin belirlenmesi gerekir. 7) Mevcut tarım işletmelerinin çok ilerisinde sağlıklı gübreleme, sağlıklı tohum, sağlıklı bitki koruma ve sağlıklı üretim, sürekli üretim, üretilen ürünlerin tamamen değerlendirilmesi ile teknolojiye yön verecek hareketlerin belirlenmesi gerekmektedir. Sağlıklı yollarla yetiştirilen sebzelerin ve diğer tarım ürünlerinin (özellikle tıbbi bitkiler,sebzelerle iç içe değerlendirilebileceğinden) bütün yönleriyle % 100 değerlendirilmesi, bölge, ülke, dünya ekonomisine, sanayiye, gıda alanına, sağlık alanında kullanılma ve değerlendirme bilgilerini bilgi işlem ağına yüklemek ve insanlık hizmetine vermek organik tarımın sonuçlarının gelecek yıllarda genç nüfuslara yansımasını bize zevkle izletecektir. Ülkemizin her bölgesinde uygulanabilecek bitki büyüme ve verim modellerinin oluşturulması için gerekli araştırmalar yapılarak hangi ekolojide neyi ne zaman ve ne kadar üretebileceğimizi bilgisayarlarda hesaplayarak kontrollü yetiştiriciliğe girmeliyiz. Veri toplama gerçekleştirilerek bir veri tabanı oluşturup bir yerde eski yıllarda tabii olarak ne yetiştirilirdi bilinmelidir. 8) Kombine tarım işletmeleri niteliğinde, özellikle küçük işletmeler şeklinde özel teşebbüs hayvancılık ve sebzecilik branşlarının bulunduğu sistemler teşvik edilmeli, hayvanların bu tip işletmelerde bulunmasının asıl amacı, organik olarak beslenmiş olan hayvanlardan elde edilecek gübreye ulaşmak olmalıdır. Zaman içerisinde hayvanların değerlendirilmesi ise yan gelir veya ürün olarak kabul edilmelidir. Hayvanların seçiminde büyük baş, küçük baş ve kanatlıların aynı işletmede bir arada olması ve böylece elde edilecek gübrelerin besin içeriğinde varyasyon sağlamak asıl amaç olmalıdır. 9) Tıpta koruyucu hekimlik sisteminde organik yollarla yetiştirilen sebze ve tıbbi bitkilerin mümkün olduğunca değerlendirilmesi ile vazgeçilmez gelişmelerin olacağı unutulmamalıdır. Bu bakımdan özellikle organik olarak yetiştirilen sarımsağın eczacılıkta uygulanması projesi derhal geliştirilmelidir. 10) İnsan sağlığına uygun hava akımlarının bulunduğu, hava kirliliğini tutmayan bölgeler veya lokasyonlar, jeolojik incelemesi yapılmış bölgeler, tespit edilmeli, günden güne verimli tarım alanlarını yutan imar-iskan projeleri eğer bugün devam etmekte olsa bile derhal durdurulmalı, kesinlikle sebze ve diğer tarım ürünlerinin yetiştirilebileceği alanların dışına atılmalıdır. 11) Bitkilerde gerekli rezüdi ve diğer zararlı formlarda olabilecek sağlığı tehdit edici maddelerin belirlenmesi için sabit-seyyar laboratuvarların kurulması gerçekleştirilmelidir. 12) Yapılacak düzenlemelerle herkesin istediği araziyi zevkine göre kullanmasına izin verilmemeli, potansiyel arazi kullanımı üzerinde özenle durulmalıdır. Ülkemizde verimli tarım arazileri yaygın olarak amaç dışı kullanılmakta potansiyel kullanım kesinlikle amaçlanmamaktadır. Buna ilave olarak asıl dikkatlerini, besin üretimi üzerine değil endüstriyel komplekslerin oluşturulmasına veren sözde gelişme projeleri ile verimli tarım arazileri kaybolmakta, yetiştiriciler topraklarından edilmekte, bununla da kalmayıp, sadece bilim dalı değil bir sanatta olan bitki yetiştiriciliği konusunda sahip oldukları tecrübeleri de yok olmakta ve gelecek nesillere aktaramamaktadır. Bunun bir sonucu olarak bizler tarımsal gıdalardaki farklılığı kaybetmenin yanında onları tüketme ve beslenme kültürümüzü de kaybetmekteyiz. 13) Tarım ülkesi olan ülkemizde köy, ilçe, il bağlantılarını oluşturan karayolu ağına önem verilmelidir. Ürün hasadı tarıma dayalı sanayi merkezlerine kısa sürede ulaştırılmalı veya bu merkezler birkaç köy dikkate alınarak hepsine eşit mesafede olabilecek alanlara kurulmalı, böylece üreticiler ürünü yetiştirmeden satma noktasına ulaşıp, kontratlı yetiştiricilik yapma imkanı bulmuş olacaklardır. 14) Organik tarım ve besinlerin her türlü desteklenmesi ve yayılması için gereken her şeyin yapılması gerekir. Organik tarım girişimcilerine öncelik verilmeli, özellikle küçük arazi sahiplerinin teşvik edilmesi küçük işletmeler haline gelmeleri cesaretlendirilmelidir. Bununla da kalmayıp, organik yetiştiriciliğin, büyük ölçekli arazilere sahip işletmelerin oluşturulması için potansiyele sahip olduğu bilinmeli ve devlet tarafından gereken destek verilmelidir. Kırsal alanlarda veya büyük şehirlere uzak alanlarda küçük arazi parçalarına sahip insanlar (yetiştiriciler) organik sebzeciliğe daha meyilli olup besin ihtiyaçlarımızın bir kısmını sağlık tehdit edici kimyasallardan uzak tutarak daha güvenilir beslenmenin gerçekleşmesine az da olsa yardımcı olmaktadırlar. Ancak erkek veya kadın bu çiftçiler üretmek için araziye sahip olmaları gerekir. Bunun için hepimizin güvenilir besin elde etmeyi garanti edecek arazi haklarını koruması gerekmektedir. Bunun için de toprak kanunun isim olarak değil uygulanmasıyla hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bunun için ülkemizde Tarım ve Köyişleri Bakanlığının “Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına ilişkin yönetmeliği 24812 sayılı olarak 11 temmuz 2002 de resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. 15) Organik ürünlerin işlenmesi, ambalajlanması, etiketlenmesi ve muhafazasına standart ürünlerin üzerinde bir değerle özen gösterilmeli ve uluslar arası pazarlarla rekabet edecek hatta onlardan daha ileride olacak bir seviyede olmasına titizlik gösterilmelidir. 16) Organik ürünlerin satışına (pazarlanmasına) yardımcı olacak sistemlerin geliştirilmesi gerekir. Gelişmekte olan ülkelerde organik tarım politikalarının gelişmesi pazar edinme amacına odaklanan politikaların güvenilir gıda elde etme amaçları ile genişletilmesini gerektirecektir. 17) Özellikle okullarda, belki de ilkokuldan başlanarak organik tarımın önemi ve organik yolla yetiştirilen ürünlerin tüketilmesiyle elde edilecek yararlar anlatılmalıdır. Herkesin organik ürün tüketmesi teşvik edilmelidir. 18) Devlet, ülkenin belirli noktalarında pestisid ve kimyasal rezüdilerinin besinlerdeki (sebze) miktarını veya var olup olmadığını tespit edecek birimler oluşturulmalı, sertifika alan yetiştiricilerin kurallara uymadığı görüldüğünde ağır bir şekilde cezalandırılması öngörülmelidir. Sertifika veren kuruluşlar özel olmamalı devlet eliyle olmalıdır. Bunun için özellikle Tarım İl Müdürlükleri görevlendirilmeli isteyene sertifika ücretsiz verilmeli ve teşvik için bir miktar maddi destek sağlanmalıdır. 19) Organik tarımda vazgeçilmez toprak besleyicisi olan kompost ve kompostlama ile bireysel ev artıklarının değerlendirilmesinden başlanarak, yetiştiricilere kompost ve kompostlama hakkında titizlikle bilgi verilmeli ve dekompoze olabilen ne varsa değerlendirilmesi sağlanmalı ve “siyah altın” olarak adlandırılan bu bitki besin maddesinin sürekli sağlanması (elde edilmesi) teşvik edilmelidir. 20) Organik tarıma yaklaşımımız “karanlığa beddua etmektense, tek bir mum yakmak” fikri ile paralel olmalıdır. Sağlığa zararlı zehirlere kızmaktansa, sağlıklı besin elde etme yollarına bir adım daha yaklaşmalıyız. Bu tavsiyelere ilave olarak; -Üretimin her aşaması uzman kişiler tarafından planlanmalı. Paralı ve parasız uzman danışmanlık sistemi yerleştirilmelidir. -Kullanılan girdilerin üretici, şahıs yada firmalara ucuz ve kolay yollardan temini üretimin desteklenmesi bakımından önemlidir. -Kontrol ve sertifikasyon işlemleri ve denetimler ilgili birimlerce devamlı ve sık sık yapılmalıdır. Bakanlık bu firmaların güvenilirliğini her an sorgulamalı ve kontrol etmelidir. -Organik tarımda hızlı ve sağlıklı gelişim sağlamak için yetişmiş insan gücü önem taşımaktadır. Bu nedenle üretici, işleyici, tüccar, tüketici, kontrol-sertifikasyoncu, araştırmacı, Ziraat Mühendisi, Gıda Mühendisi gibi zincirde yer alan tüm aşamaların ve şahısların eğitimi ve eğitim araçları geliştirilerek bütün kişi, kurum ve kuruluşlarla bilginin ve tecrübenin paylaşımı sağlanmalıdır. -Ekim nöbeti sistemi (münavebe) yapılarak toprak yoğunluğu, yerleşmiş hastalık varlığı ve erozyon önlenmeli. Topraktaki hastalık ve zararlılar kontrol altına alınmalıdır. (Hayvansal üretim için olmazsa olmaz şartlardan biridir.) -Organik tarımda bitkisel mücadele için doğal preparatlar, yararlı böcekler, feromonlar ve biyolojik mücadele ön planda olmalıdır. -Anız yakılmasının önüne geçilmeli, doğal bitki örtüsü ve yaşayan canlıların yaşam alanları tahrip edilmemelidir. -Yabanıl hayatın yaşam sınırları ve ortamları genişletilmeli. Her canlının doğal bir temizleyici olduğu anlayışı hakim olmalıdır. -Çevre bilinci ve hayvan sevgisi oluşmayan ve oluşturulmayan bireylerin sadece para gözüyle bu yetiştirme tipine bakması önlenmeli. Meselenin vicdan ile cüzdan arasında sıkıştırılmaması için bu işin ehemmiyet ve önemine inanan insanlarla çalışılmalıdır. |


