PDF Yazdır ePosta
ORGANİK TARIM

Prof.Dr.Sezgin UZUN


Organik Tarım;

-Uzun yıllar devam eden yanlış tarımsal     uygulamalar
-Bozulan doğal yaşam dengesi
        (tarımsal üretimde yer alan bitki,     hayvan, insan, toprak, su ve diğer     çevresel faktörlerin tamamı)
-Doğal kaynakların kullanımı ile
-Dengenin yeniden sağlanmasının
     planlanması


Bu sebeple organik tarım;
   
    -Kimyasal gübre ve tarım ilaçları                 kullanmadan
    -Kimyasal kalıntısız ürün üretmeyi,
    -Çevre dostu üretim metodunu                 benimsemeyi amaçlayan
    -Ülkelere göre organik, ekolojik, biyolojik,         bio-dinamik, alternatif, doğal,             yenilenebilir ya da sürdürülebilir         tarım olarak adlandırılan  bir             üretim şeklidir.


Organik Tarımın İlkeleri
      
1- Doğal kökenli hammaddeler kullanılarak     üretim yapılmalıdır.

2- İşletme girdileri çevreyi tehdit     etmemelidir (mesela; organik tarımda     kullanılacak fide, tohum, fidan vs.     ilaçsız olmalıdır).            

3- Nöbetleşe ekim ve organik gübreleme     yapılmalı
            Toprağın işletilmesi ve                 topraktaki canlı faaliyetin devamı         için çiftlik gübresi ve organik             atıklardan oluşan kompost ve yeşil         gübre kullanılmalıdır.
        Uygun toprak işleme aletleri                 kullanılmalı,
        Gereğinden fazla sayıda toprak                 işlemeden kaçınılmalıdır.    


4-Dengeli bir bitki yetiştirme düzeni         uygulanmalı bu düzende                 baklagillere  ağırlık verilmelidir.            

5- Üretim yapılacak yerin ekolojik koşulları     göz önünde bulundurmalı (Bitki tür ve     çeşitlerinin seçiminde ve bu şartlara     uygun  dayanıklı, tohum, fidan ve     hayvan kullanılmalıdır.     

6- Zararlılarla mücadelede
        doğal kökenli ilaçlar ve biyolojik     yöntemlere önem verilmelidir.
7- Hayvansal üretimde ise;
        -Ağıl ve ahırların uygun olması,    
        -Hayvan beslenme ihtiyacının mümkün         olduğu ölçüde işletmeden                 karşılanması    
        -Yemlere kimyasal maddeler                 katılmamalı (antibiyotikler, kilo             artırıcı katkı maddeleri  vs.) dır.


8- Organik hayvansal üretimde yem     ihtiyacının karşılanmasında
            -1 büyükbaş hayvan için 1 hektar         arazi düşünülmelidir.           

9-     Organik tarımda;
         Yeter miktarda ve yüksek kalitede gıda         üretmek,
        maksimum verimden önce                     gelmelidir.          


10-     Enerji kaynağı olarak;
        Güneş enerjisi ve rüzgar enerjisi gibi     doğal enerji kaynakları mümkün     olduğunca tercih edilmelidir.
           
11-     Organik tarım işletmelerinin kazançları,     üretici ve çalışanlarını  tatmin         etmelidir.



12-Sentetik kimyasal gübreler ve sentetik         ilaçlar,
    Depoda (muhafazada) koruyuculuğu         artıran
    Hasattan önce veya sonra                 olgunlaşmayı teşvik eden sentetik         kimyasal maddeler,
    Bitki ve hayvan yetiştirmede kullanılan         hormonlar ve büyüme düzenleyici     maddelerin organik tarımda kullanımı     yasaktır.


13- Bitki beslemede;
        -Çiftlik gübresi, kanatlı gübresi,
        -Çiftlik ve sıvı atıkları,
        -Saman, torf, mantar üretim artığı,
        -Organik ev artıkları kompostu,
        -Bitkisel atık kompostu
        -Hayvansal atıkların işlenmiş ürünleri,
        -Deniz yosunları ve yosun ürünleri,
        -Talaş, ağaç kabuğu, odun artıkları,
        -Tabii fosfat kayaları gübre olarak                 kullanılabilir.


Bitki korumada;
        -İzin verilen  birtakım ticari ilaçların             yanında
        -Kükürt, bordo bulamacı, Arap sabunu
        -Değişik bitkisel karışımlardan elde             edilen doğal ilaçlar kullanılabilir.

    Neden Organik Tarım?
        -En önemli amacı;
            insan ve diğer tüm canlıların ortak         yaşam alanı olan dünyamızı                 korumaktır.        


1. Gelecek nesilleri korumak;
        -Bitkilere püskürtülen bir çok pestisit     (insektisit, fungusit, akarisit,             herbisit)
    -Besinler yoluyla insan vücuduna         alınmaktadır
     -Bu maddelerin çoğu kansere sebep         olmakta
    -Bu pestisitli gıdaların, pestisitsizlere göre     en az dört kat daha fazla olumsuz     etki yaptığı araştırmalarla ortaya         konmuştur.


2. Toprak erozyonunu önlemek;
   
    -Toprak tarımın temelidir
    -Bu temelin hiçbir zaman sarsılmaması         gerekmektedir
    -Yetiştiriciler aşırı ürün elde etmek             amacıyla topraklara kimyasal             gübreleri uygulamaktadır
    -Bu da toprak erozyonuna sebep                 olmaktadır.


-Toprakta, belirli bir dönemde belirli bir     miktardan fazla besin maddesi     kaldırmak,
    -Toprağın düzenini bozduğu herkes     tarafından artık bilinmelidir.
    -Toprağı ölmekten kurtaran organik     maddenin
    -Toprağa ilave edildiği miktarda verim elde     isteği


-Toprağın ömrünün uzamasına sebep         olacaktır

    -Sürdürülebilir tarımsal üretimin;
   
    -Toprak verimliliği ve suyun devamlılığını     sağlamaktan geçtiği unutulmamalıdır               
Türkiye topraklarının yaklaşık % 15 i verimli topraklar olarak kabul edilmektedir. Türkiye’de her yıl yaklaşık olarak 1 milyar 400 milyon ton toprak erozyonla kaybolmaktadır.
        Bu toprak kayıplarının 500 milyon tonu tarım arazilerinden olmaktadır. Bu gerçek göz önüne alındığında standart yetiştiricilikte toprağa verebileceğimiz zararları daha da iyi anlamamız gerekmektedir.


3. Su kalitesini korumak;
    -İnsan vücudunun 2/3 ü ve dünyanın 3/4         ünü su oluşturmaktadır,
    -Tarımda kullandığımız kimyasal                 pestisitler ve sentetik gübreler yer         altı sularını kirleterek,
    -İçme suyumuzun ana kaynağını                 kirletmektedir.
    -Yeraltı sularının kirlenmesine,
            atmosfere püskürttüğümüz birçok         kimyasal madde de yol açmaktadır.

Bunlar arasında;
    -Fabrika gazları (karbondioksit,     karbonmonoksit, kükürtdioksit) da     bulunmaktadır
    -Bu sebeple, bu gibi gazları yayan     kaynakların yakınlarında organik tarım     yapılamamaktadır.
    -Günümüzde dünya üzerinde 1 milyardan     fazla insanın temiz sudan yoksun olarak     yaşadığı düşünüldüğünde,
     -Su kaynaklarımızın korunmasının önemi     daha da artmaktadır.


4. Enerji tasarrufu sağlamak;
    -Sentetik gübreleri üretmede oldukça             fazla enerji harcanmaktadır,
    -Organik tarımda kullanılan unsurlar             örneğin; yeşil gübreleme işlemleri,         kompostlama ve ayrıştırmada             daha az enerji kullanılmaktadır.
    -Ayrıca organik tarımda asıl amaç bitkiyi         değil, toprağı beslemektir.
    -Beslenen toprak zaten kendisine             tutunanlara fayda sağlayacaktır.



-Organik yolla beslenen topraklar daha uzun     süre bitkiyi besleyecek ve tasarruf         sağlayacaktır.
-Organik orijinli gübreler toprakta daha     uzun süre besleme görevi yapar ve     sentetik gübreler gibi yıkanma fazla     olmaz, bu da tasarruf sağlamış olur,
-Şu anda ülkemizde organik gübre     fabrikalarının kurulmuş olması da,     organik     tarımın gelişmesine katkı     sağlayacaktır.

5. Kimyasalları tabağımızdan uzak tutmak;

Önemli entomologlara göre;
-Son 50 yılda pestisit kullanımı 30 kat artmış,
-Buna karşılık olarak pestisitlerin toksisitesi 100 kattan daha fazla artmıştır.
-Yani, bizleri ve gelecek nesillerimizi sinsice zehirleyen ve insan sağlığına zararlı olan kimyasalların, tükettiğimiz gıdalardaki tehlikesiyle karşı karşıyayız.    


Birçok sağlık örgütü;

    -Günümüzde kullanılan herbisitlerin %             60’ının,
    -Fungusitlerin % 90’ının,
    -İnsektisitlerin % 30’unun,
    -Kansorojen olduğunu ortaya koymuştur.


-Kimyasal pestisitler, yaşayan     organizmaları öldürmek için     hazırlanmış zehirler olup,
    -İnsanlara da zarar verirler.
    -Bu zararlar arasında, kansere ilave olarak     doğumdaki anormallikler, sinir     sisteminin zarar görmesi ve genetik     mutasyon sayılabilir.
    -Bütün bu riskleri bertaraf edecek organik     yetiştiriciliğin özellikle çocuklardan     başlamak üzere sağlayacağı katkılar çok     önem kazanacaktır.


Bu yüzden;
    -Organik yetiştiriciliğin ön plana çıkarılması     gerekmektedir.    
    -Güvenilir gıda her şeyden önce temel         insan hakları arasındadır.
    -Bununla birlikte bir sağlık meselesi ve bir     tüketici hakları meselesidir.
    -Organik tarıma bu yüzden destek verecek     bilinçli halk kitleleri harekete geçmeli,
    -Bu sistemi vazgeçilmez geleneksel     yetiştirme şekli haline sokmaları     önem kazanmaktadır.


6.Çiftlik çalışanlarının sağlığını korumak;

    -Uluslararası bir kanser enstitüsünün             yapmış olduğu araştırmaya göre,
    -Kimyasal pestisidlerle muhatap olan             çiftçilerin çiftçi olmayanlara göre         altı kat daha fazla kanser riski             taşıdıklarını ortaya koymuştur.


7. Gerçek ekonomiye destek vermek;
-Organik yetiştiriciliği,     standart     yetiştiricilikten daha ucuz     olarak     sürdürmek söz konusudur.
-Standart yetiştiriciliğin bazı gizli masrafları     vardır. Bunlar, pestisit düzenlemeleri,     testlerinin yapılması, zararlı ve tehlikeli     atıkların temizleme işlemleri,
-Çevreye verilen zarar ve bu durumun     normale çevrilmesi için sarf edilecek     çabalar,
-Büyük masraflar karşılığında     gerçekleşmektedir.


-İnsanlarda pestisitlerden dolayı oluşan     hastalıkların tedavisinde ülkeler     büyük servetler harcamaktadırlar.
-Bu masraflarla, dünya üzerinde 1.2 milyar     insanın günde bir doların altında, dünya     nüfusunun yarısının ise günde iki     doların altındaki bir parayla geçimlerini     sürdürmeye çalıştıkları bir ortamda,
-İnsanların gıda ihtiyaçları, temiz içme     suyu ve sağlık hizmetlerinden yoksun     olduğu düşünüldüğünde, neler     yapılabileceği unutulmamalıdır.


Ayrıca,
-Gelişmekte olan ülkelerde her yıl 5     yaşından küçük 11 milyon çocuğun     önlenebilir hastalıklar nedeniyle     hayatını kaybettiği düşünüldüğünde,
-Tasarruf edilecek olan bu paralarla neler     yapılabileceği üzerinde çok iyi     düşünmek gerekmektedir.


Bütün bu soruların cevapları arasında,
 
-Mevsime bağlı ve sürdürülebilir bir şekilde
-Bölgesel olarak üretilecek gıdaların     devamlılığını sağlayan sistemlerle,
-Köyden kasabaya, ilçeye veya şehirlere     kadar,
-Gıda güvenilirliğini artırma çabalarını     destekleme fikri ön plana çıkmaktadır.


-Yani kırsal alanlarda gıda üretim sektörleri     oluşturarak bunların desteklenmesi,
-Bölgesel olarak organik ürünlere olan     talebin arttırılması,
-Tüketici ve üreticiler arasında daha dürüst     ve sürekli ilişkiler sağlayacaktır.
-Böylece özellikle kırsal kesimde     yaşayan     kadınlara arazi kullanım hakları     sağlanarak ta organik tarımda önemli     adımlar atılabilir.


-Örneğin; Hindistan’da kadınlara ayrılan     arazi verimsiz ve tarım yapılması zor     arazilerdir.
-Ancak bu kadınlar kadının taştan gıda     üretme     yeteneklerinin olduğunu     ortaya koymuştur.
-Böylece pestisit ve kimyasallarla     bulaşmamış     gıdalar üreterek pazara     ulaştırmış ve     kendilerine maddi olarak     yeterli olmanın     huzuru içerisinde     çalışmalarını     hızlandırmışlardır.


-Sonuçta zaten meyilli oldukları doğal     yetiştirme sistemlerini kavrama     bilgisi     kazanmanın yanında,

-Bitkisel     zenginliğin korunmasında     ve     artırılmasında önemli hizmetler     sunmaya başlamışlardır.


8. Üretimde biyolojik farklılığı geliştirmek;
-Bilindiği gibi yetiştiricilerin tek ürün     yetiştirme arzusu, yıldan yıla aynı     ürünle büyük arazilerin kullanılmasına     sebep olmaktadır.
-Bu yaklaşım, çiftlik üretimini artırmakla     birlikte toprağın doğal mineral ve     besinlerini azaltmaktadır.
-Besinleri tekrar torağa vermek için kimyasal     gübreler kullanılmakta ve bu da sadece     daha önce bahsedilen bir çok problemi     beraberinde getirmektedir.


8. Üretimde biyolojik farklılığı geliştirmek;
-Bilindiği gibi yetiştiricilerin tek ürün     yetiştirme arzusu, yıldan yıla aynı     ürünle büyük arazilerin kullanılmasına     sebep olmaktadır.
-Bu yaklaşım, çiftlik üretimini artırmakla     birlikte toprağın doğal mineral ve     besinlerini azaltmaktadır.
-Besinleri tekrar torağa vermek için kimyasal     gübreler kullanılmakta ve bu da sadece     daha önce bahsedilen bir çok problemi     beraberinde getirmektedir.


9. Sağlıklı beslenme;
-Organik yetiştiricilik toprağa doğal yollarla     besin elementlerinin yeteceği kadar     verilmesiyle başlar,
-Bu da toprağın besleme yeteneğinde     devamlılığı sağlamaya yardımcı olur,
-Beslenen toprak, gerçek lezzet ve tada     sahip sağlıklı besin içeren güçlü     bitkilerin oluşmasına sebep olur,
-Birçok usta aşçının yemek tariflerinde     organik ürünleri kullanmasının     sebeplerinden bir tanesi de budur.


10. Çevreyle dost olmak;
-İnsanoğlunun dünya üzerindeki olumsuz etkisi,     bir çok hayvan ve bitki türünün ortadan     kalkmasına sebep olmuştur.
-1600 yılından sonra 162 tür kuşun insanoğlu     tarafından yok edildiği ortaya konmuştur.
-Son yıllarda ülkemizde özellikle pamuk, tütün,     zeytin ve narenciye gibi önemli tarım     ürünlerine zarar veren canlılara karşı,
-Kullanılan tarımsal ilaçlar  zincirleme bir şekilde     bazı canlı türlerinin ortadan kalkmasına yol     açmıştır.


-Örneğin, tütün veya pamuklara uygulanan ilaçtan ölen zararlıları yiyen kuş, yılan gibi diğer canlılar da öldükleri,
-Yağmur sularıyla kanallara ve oradan da göllere ulaşan tarımsal ilaçların, gölleri cansız hale getirdikleri sık sık rastlanan olaylardandır.
-Hepsinden kötüsü, ürkütücü boyutlarda gelişen teknolojik sistemler, kontrolden çıkmış, hayat ve tabiatla uyuşma noktasının dışına fırlamış ve bir zehir ağı oluşturmuştur. Böylece havamız suyumuz ve topraklarımız kirletilmiştir.
-Bunun sonucu olarak, tabiatın bu zehirleri bitkilere ve diğer hayat formlarına geçerek,  bizleri yavaşça zehirlemeye başlamıştır.


-Organik tarımda kullanılan organik girdiler,     biyolojik olarak kendiliğinden     parçalanabilmektedir.
-Bu bakımdan rezüdi etkisi yapması söz konusu     değildir.
-Bu girdiler kullanıldığında tabiattaki dengenin     korunabileceği unutulmamalıdır.    
-Gelişmekte olan ülkelerde yürütülmekte olan     geleneksel sistemleri, uygun bir şekilde     organik tarım sistemleriyle birleştirerek,     tarımsal verimliliğin artırılabilmesi ve tabii     kaynakların korunması da söz konusu     olacaktır.



Unutulmamalı ki;

-Bozduğumuz tabiat dengesinin     (ekosistemlerin) belirli bir zamandan     sonra, tekrar     geriye kazanılması     zorunlu hale gelecek ancak başarılı     olunup olunamayacağı ise hep soru     işareti olarak kalacaktır.    


Ana özet olarak;
-Organik tarım sistemlerine geçiş, farklı     amaçlardan dolayı hızlanması     gerekmektedir.
-Bu amaçlar;
        -Uluslar arası pazarlarda bir yer edinmek,
        -İhracat artışını sağlamak,
        -Ekonomik olarak kendi güvenini kazanmak,
        -Tarım girdilerini azaltacak alternatifler         bularak doğal kaynakları korumak,
-Kendine yeterli gıda üretmek,

-Kırsal alanlarda daha fazla sosyal gelişme     imkanlarının araştırılması olarak     özetlenmelidir.
Kısaca;
Organik yetiştirme ile,
    -Sürdürülebilirlik ,
    -Ekolojik denge,
    -Sağlık,
    -Toprağın beslenmesinin bitkinin                 beslenmesinden önce düşünülmesi
            ön plana çıkmaktadır.

Dünyada Organik Tarım

    -İlk 1910 yılında İngiltere’de gündeme geldi.
    -Daha sonra 1924 Dr.R. Steiner “Biodinamik Tarım Yöntemleri” konusunda kurslar vermeye başlandı,
    -İngiltere’de 1928 yılında Biodinamik Tarım Enstitüsü kuruldu.
    -1972 yılında Almanya’nın öncülüğünde (IFOAM) Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonunun kurulması ile Dünyadaki organik tarım tek çatı altında toplanmıştır.


Avrupa’da 1991 yılından sonra organik tarım çalışmalarına hız verilmiş olup, 1998 yılında AB ve EFTA üyesi ülkeler (İsviçre, İzlanda, Lihtenştayn Prensliği ve Norveç) 2 milyon hektar alanda organik tarım yapacak kapasiteye çıkmışlardır.

Avrupa ülkelerinin toplam tarım alanlarının %2-3’unde organik tarım yapılmakta ve yıllık %20-30 büyüme hızı ile gelecek 10 yıl içinde Dünya organik ürün pazarının 11 milyar dolar olacağı tahmin edilmektedir.


Türkiye’de Organik Tarım
    -Avrupa ülkelerinin Türkiye’den organik ürünler talebinde bulunmaya başladığı 1984-1985 yıllarında bu uygulamaları başlatılmıştır.
    -Dış satımımız için geleneksel hale gelen kuru incir, kuru üzüm ile Ege Bölgesinde çalışmalar başlatılmış olup daha sonraları kuru kayısı ve fındık gibi ürünlerle diğer bölgelerimize de yayılmıştır.
    -Türkiye’de organik tarım hareketini daha sağlıklı bir şekilde geliştirmek amacıyla 1991 yılında İzmir’de Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği (ETO) kuruldu.


-Türkiye’de 1984 yılında 2 ürünle başlayan organik tarım 2000 yılında 98 adet ürüne ulaşmıştır. 2005 yılında gıda ve gıda dışı ürün olarak 179’a ulaşmıştır.
   
    -Türkiye’de 2001 yılında organik tarım yapılan alan 57.001 hektar olup bu alan toplam tarım alanlarının içinde payı % 0.14’tür.
   
    -Ekoloji-Hayvansal  ürün üretim çalışmaları ise 2000 yıllarından sonra başlatılmıştır. Sınırlı miktarda bal ve peynir üretimi dışında organik süt ve süt ürünleri üretilmeye başlandı.


-Türkiye’de 1984 yılında 2 ürünle başlayan organik tarım 2000 yılında 98 adet ürüne ulaşmıştır. 2005 yılında gıda ve gıda dışı ürün olarak 179’a ulaşmıştır.
   
    -Türkiye’de 2001 yılında organik tarım yapılan alan 57.001 hektar olup bu alan toplam tarım alanlarının içinde payı % 0.14’tür.
   
    -Ekoloji-Hayvansal  ürün üretim çalışmaları ise 2000 yıllarından sonra başlatılmıştır. Sınırlı miktarda bal ve peynir üretimi dışında organik süt ve süt ürünleri üretilmeye başlandı.



    -1994 ile 2002 yılları arasında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından Organik Tarım Metotları ve Faaliyetleri ile ilgili birçok Yönetmelik  çıkartılmıştır.
    -10.7.2002 tarih ve 24812 sayılı Resmi Gazete de “Organik Tarımın Esasları ve Uygulamasına İlişkin Yönetmelik” yayımlanmış olup Bakanlığın 441 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnamesine dayanılarak  çıkarılan bu yönetmelikte şu konular yer almaktadır.
   
    1-Organik tarımın amaçları ve esasları,


2-Organik Tarım Yöntemleriyle Üretim (Bitkisel, Hayvansal ve Su ürünleri),
   
    3-Organik Ürünlerin İşlenmesi, ambalajlanması, etiketlenmesi, depolanması, taşınması ve pazarlanması,
   
    4-Organik Ürünlerin (Katkı maddeleri ve kalıntı yönünden) içeriği,
   
    5-Kontrol esasları,
    6-Sertifikasyon esasları,
    7-Kontrol ve sertifikasyon yapacak kuruluşlar,


Günümüzde yaklaşık 92 değişik üründe, 46.523 bin hektarlık arazi üzerinde 12.275 kadar üretici 168.306 ton organik üretim yapmaktadır.
        Gümrük mevzuatındaki bazı problemler nedeniyle organik tarım sektörünün dışsatım yoluyla ekonomiye katkısı net olarak bilinmemekle birlikte yıllık 150 milyon dolar civarında olduğu tahmin edilmektedir.


Üretim ve Dışsatım
         -Ülkemizde organik tarımın gelişimini ürün çeşitliliği, üretim alanı ve üretici sayısındaki değişim ortaya koymaktadır.
        -Üretilen organik ürün çeşitlerinin sayısı 1990 yılında 8 iken, 1999 yılında 92'ye ulaşmıştır.1990 yılında 1.037 hektar olan üretim alanı ise 9 yıl içinde 1999 yılında 46.523 hektar; 1.037 adet olan üretici sayısı ise aynı süre içerisinde 12.275 üreticiye ulaşmıştır.
        -Ülkemizde üretilen organik ürünlerin hemen hemen tamamı ihraç edilmektedir. 1998 verilerine göre;


14.307,52 ton kuru ve kurutulmuş meyveler                 

3.172,30 ton yaş meyve                    

187,60 ton sebze                 

2.684,17 ton tarla bitkileri                      

11,66 ton tıbbi bitkiler                    

502,92 ton diğerleri


olmak üzere toplam 20.872,27 ton ihracat gerçekleştirilmiştir. İhraç ürünlerinden ilk 5 sırada çekirdeksiz kuru üzüm, kuru incir, kuru kayısı, kuru elma ve fındık yer almaktadır.
        Ürün gruplarının toplam ihracat içindeki oranlarına bakıldığında  % 68,5'luk oranla en büyük payın kuru ve kurutulmuş ürünlerde olduğu görülmektedir.


Neden Organik Ürün Tüketimi ?

    -Tüketicilere daha kaliteli ve sağlıklı ürünler sunmak ve tüketiciden gelen talepleri karşılamak. Taleplerde kişisel sağlıkları yanında özellikler çocuklarının sağlıklarını da ilk sırada tuttukları gözlenmektedir.
    -Avrupalıların tercih nedenleri arasında ilk sırayı kişisel ve ailevi sağlık nedenleri daha sonra çevre korumacılığı, lezzet duygularının tatmini izlemektedir.


-Tarımda kullanılan Pestisidlerin insanlarda yarattığı pek çok olumsuzlukların söz konusu olduğunu daha önce belirtmiştik. Bunlardan bazıları; akut ve kronik zehirlenmeler, kanser, alerjik reaksiyonlar, sinir sistemi tahribatları, cinsel bozukluklar, sperm sayısında azalma, lösemi, deri sorunları,  öğrenme güçlüğü ve hafıza kayıpları, enzim dengelerinde bozukluklar ve hücre içi DNA moleküllerinde dejenerasyon, mutasyonlar vb.
        -Organik tarım ve hayvancılık insanlığı yukarıda sıraladığımız illetlerden kurtarmak için başvurulması gereken önemli bir doğal kaynaktır.


Türkiye’de Organik Tarım Sisteminin Avantajları

        -Ülkemizde sentetik kimyasallar çiftçilerimizin büyük bir kısmı tarafından ya çok az kullanılmakta, ya da hiç kullanılmamaktadır. Bu nedenle organik tarıma geçişin kolay olması beklenebilir.     -Üretici geliri ürüne bağlı olarak artmaktadır. Ortalama % 25 artış olduğu tahmin edilmektedir.     -Fiyatı hızla artan kimyasal gübre, pestisit ve enerji girdilerinden tasarruf edilmektedir.


    -Sözleşmeli tarımla üreticinin tüm ürününün alınması garanti edilmektedir.     -Organik ürünlerin ihraç fiyatı diğer ürünlerden % 20-30 oranında daha yüksektir.     -Organik ürünlerin ihracatı ile ülkemiz tarım ürünleri için ilave bir kapasite oluşturulmaktadır. Dolayısıyla ihraç edilen her ton ürün daha önce ulaşılamayan tüketici kitlesine de ulaşmaktadır.     -Özel bilgi isteyen organik tarım modeli Ziraat Mühendisleri için yeni istihdam sahaları oluşturur.


Türkiye’de Organik Tarım Sisteminin     Dezavantajları

        -Ülkemizde tarımsal ürün arzında  yıldan yıla önemli dalgalanmalar görülmektedir. Hızla artıp gençleşen nüfus, tüketim düzeyinin ve çeşitliliğinin sürekli artması ve çevredeki ülkelerin hemen hepsinin tarımsal ürün talep eden özellikleri sebebiyle organik tarımın ilk aşamada verimde meydana gelebilecek azalma nedeniyle bir dezavantaj görülebilir. Ancak uzun vadede bu tersine dönecektir.


-Organik tarım metoduyla bitkisel ve hayvansal üretimde ortaya çıkan bir sorun da, arazilerin çok küçük, parçalı ve birbirine yakın olmasıdır. Bu durum organik üretimi olumsuz yönde etkilemektedir. Çünkü organik üretim yapan bir işletmenin çevrede üretim yapan diğer klasik işletmelerde kullanılan kimyasallardan ve hastalıklardan etkilenmemesi mümkün değildir.


-Organik tarım sisteminde yetiştirilen ürünlerin pazarlanması özellikle iç piyasa için yeni ve belirsiz bir konudur.
        -Konunun yeni olması nedeniyle yeterli tarımsal yayım çalışmaları ve deneyimli eleman bulunmaması organik tarımın diğer bir olumsuz yanıdır.
        -Kontrol mekanizmaları yetersiz oluğunda zamanla hayvancılıkta dışa bağımlılık söz konusu olabilir.


Organik yollarla yetiştirilen ürünleri alırken tüketici nelere dikkat etmelidir?     -Sertifikalı ve logolu ürünler tercih edilmeli.
        -Şüpheli durumlarda ilgili kurumlar ve merkezler aranmalıdır.
        -Sertifikasyonu yapan firmaların bitkinin tohumundan ekim-dikimine ve gelişmesinden hasadına kadar çok ciddi bir şekilde denetim yapmaları gerekmektedir.
        -Bu çok zor bir kontroldür. Sertifika veren kuruluşların da habersiz olarak bilim adamları ya da devlet tarafından zaman zaman denetimi gerekebilir.


Bu bakımdan sertifikasyon organik tarımın en önemli yönüdür ve sertifika veren firmaların güvenilir olmaları çok önemlidir.
 
        -Türkiye’de 4 tip sertifikasyon logosu vardır. Altısı İzmir’de bir tanesi Mersin’de olmak üzere 7 firma tarafından organik tarım kontrol ve sertifikasyon işlemleri yapılmaktadır.
        -Logosuz ürün almayınız ve ürün üzerindeki firmayla irtibata geçiniz, doğruluğunu teyit ediniz.



Kontrol ve Sertifikasyon           
        Kontrol ve sertifikasyon, organik tarımın önemli basamaklarından biridir. İç ve dış piyasalarda bir ürünün organik olarak satılabilmesi için Organik Ürün Sertifikası'na sahip olması gerekmektedir.
        Sertifika sistemi ürünlerin organik standartlara göre üretildiğinin, işlendiğinin, paketlendiğinin garantisidir.
        Kontrol ve sertifikasyon kuruluşları üretim ve pazarlama faaliyetlerinde bulunmamalı,ticaret yapmamalı ve danışmanlık hizmeti vermemelidir.



Türkiye’ de bir kontrol ve sertifikasyon kuruluşunun faaliyet gösterebilmesi için Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından onaylanmış ve kontrol yetkisi verilmiş olması gerekmektedir.
        Ülkemizde yasada belirtilen koşulları yerine getirerek yetki belgesi almış 7 adet kontrol kuruluşu faaliyet göstermektedir.        
       


Türkiye’ de Faaliyet Gösteren Kontrol ve Sertifikasyon Kuruluşları :
   
    KURULUŞ ADI     ADRES    TELEFON     FAKS     e-posta

    1.    IMO225 Sokak No:26/2 35040 Bornova/İZMİR0232 34747050232 \n 3474780imotr@compuserve.comBu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Bu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir  

    2.    ECOCERTCumhuriyet Caddesi No:2/3 35030 Bornova/İZMİR0232 34343600232 \n Bu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Bu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir  

    3.    SKAL Int.                                 Kazım Dirik Mahallesi Süvari Caddesi No:8/1 35040 Bornova/İZMİR0232 34326510232\n 3393703skal.ltd@superonline.comBu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Bu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir  

    4.    BCSMithatpaşa Caddesi No:234 Kat:4 Daire:7-8 35320 Bornova/İZMİR0232 23909070232 \n 2390608bcsturkey@superonline.comBu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Bu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir  
   
    5.    EKOTAR                                            Adnan Menderes Bulvarı Deniz Apartmanı 36/1 MERSİN0324 32549640324\n 3271944ekotar@europe.comBu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Bu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir  

    6.    ETKO                                                    160 Sokak No:13/7 35040 Bornova/İZMİR0232 33976060232 \n 3397607ma@etko.orgBu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Bu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir  

    7.    ICEAMustafa Kemal Caddesi No:166/2 Kat:7 Daire:13 Bornova/İZMİR0232 34260680232 \n 3428464info@icea-tr.comBu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Bu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir      


Her üreticinin, kendi adına organik ürün sertifikası alabilmek için kontrol ve sertifikasyon kuruluşlarına başvurabilmesine karşın; ülkemizde başvuruları, projede yer alan tüm üreticiler adına projeyi kuran ihracatçı veya organizasyon kuruluşlar yapmaktadırlar.        
        Kontrol  ve sertifikasyon kuruluşu bildirilen tüm üreticileri gezerek her üretici için detaylı anket formları  ve haritalardan oluşan bir dosya hazırlamaktadır.    


Sertifikasyon kuruluşu hazırladığı dosyaları Tarım ve Köyişleri  Bakanlığına bildirmekte ve her üreticiyi ürün sezonunda en az iki kez haberli veya habersiz ziyaret etmektedir.
        Gerekli görüldüğü dönemlerde toprak, yaprak ve ürün örnekleri alınarak analiz yapılmaktadır.


Organik ürünlerin çok büyük kısmı dış pazara sunulmakta ve bu ürünlerin bir kısmı doğrudan tüketilmekte, bir kısmı ise normal mamul ürünlerin karışımlarında yer almaktadır.

    Pazarlama
      
        -Organik üretim projeleri ve pazarlaması farklı yöntemlerle gerçekleşir;

        1.    Üretim projesi ülkede yerleşik bir firma tarafından gerçekleştirilir ve ürünler bu firma tarafından işlenir, paketlenir ve ihraç edilir.


2.    Üretim projesi yurt dışından yabancı bir kuruluş tarafından kurulur, elde edilen ürünler anlaşmalı yerel firma tarafından fason olarak işlenir ve ürünler proje sahibi firmaya ya işleyici kuruluş yada ihracat firması tarafından ihraç edilir.
   
        3.    Üretim projesi yurt dışından yabancı bir kuruluş tarafından kurulur, elde edilen ürünler yabancı firmanın Türkiye'de tek başına veya ortak olarak kurduğu tesislerde işlenir veya işleyici kuruluş veya ihracatçı firma tarafından proje sahibi firmaya ihraç edilir.


-Az sayıdaki uygulamalarda da üreticiler kontrol ve sertifikasyon firması ile doğrudan temas ederek ürünlerini sertifikalandırır ve serbest pazarda satışa sunar.
        -Kontrol ve sertifikasyon ücretlerinin küçük çiftçiler tarafından üstlenebilecek düzeyde olmaması, teknik bilgi eksikliği ve danışmanlık hizmetlerinin yetersizliği üreticilerin doğrudan sisteme ürün sağlamalarını kısıtlamaktadır.


ORGANİK OLARAK YETİŞTİRİLEN ÜRÜNLERİN BESİN DEĞERLERİ


Sadece Güvenli Değil, Besleyici
        -Araştırmalar, organik olarak yetiştirilen ürünlerin, geleneksel olarak yetiştirilen ürünlerden daha yüksek oranda besin değeri içerdiğini göstermiştir. Araştırıcılar organik ve geleneksel ürünlerin mineral madde karşılaştırmasında ortalama olarak, organik  yetiştirilen ürünlerin Magnezyum, potasyum, manganez, demir, ve bakır içeriği bakımından %87 daha yüksek  değere sahip olduğunu bulmuşlardır. Örneğin Organik domateslerde, % 500 daha fazla Kalsiyum bulunmuştur.


-Organik ürünler daha az nitrat içerir. Organik olmayan ürünlerdeki daha çok nitrat seviyeleri suni gübreleme uygulamalarından kaynaklandığı bilinmektedir.


-Bitkilerin tüketilme alışkanlığı ve yolları, yetişme periyotlarının genelde kısa oluşları, birim alandan daha fazla ürün elde etmek amacıyla sentetik gübrelerin kullanımını artırmış, insan sağlığı üzerine olan olumsuzlukları ise daha kolay ortaya çıkmıştır.

        -Özellikle yeşil yaprakları tüketilen sebzelerde nitrat birikimlerinin kansere sebep olduğu ve bunun panzehirinin C vitamini olması, C vitamini almak için sebze tüketenlere büyük sürpriz yapmaktadır.



-Bu olumsuzluklara bir de bitkilere püskürtülen zehirler ilave edildiğinde bitki bünyesine geçen, rezüdi olarak bitki üzerinde (yenilen kısım veya diğer kısımlar) bulunan sağlık tehdit eden maddelerin ciddiyeti birçok ülkede bitki yetiştiriciliğinde doğallığı gündeme getirmiştir.


-Bu düşünce ile organik sebze yetiştiriciliği, uygulamaların başında olan konu olmuştur. Özellikle gelişmiş ülkelerde gündeme gelen bu konu, insan sağlığına verilen değere paralel olarak hızlı gelişme göstermiştir.
        ABD, İngiltere, Kanada, Hollanda, İspanya, Avustralya, İtalya gibi ülkeler öncülük yapan ülkeler olmuştur.


-Organik ürünler daha az nitrat içerir.
        Organik olmayan ürünlerdeki daha çok nitrat seviyeleri suni gübreleme uygulamalarından kaynaklandığı bilinmektedir.


Amerika ve İngiltere’de Son 60 Yılda Ürünlerdeki Mineral İçeriğinde Azalma Oranı (%)

Mineral
    
U.S. 1963-1992
13 Meyve&Sebze
    
İngiltere
1936-1987
20 Meyve&Sebze
Kalsiyum
    
         - 29
    
           - 19
Magnezyum
    
         - 21
    
           - 35
Sodyum
    
         N/A
    
           - 43
Potasyum
    
         - 6
    
           - 14
Fosfor
    
         - 11
    
           - 6
Demir
    
         - 32
    
           - 22
Bakır
    
         N/A
    
           - 81


 N/A, Analiz edilmemiş.
*U.S. (Berginer, 1997) and British (Mayer, 1997)


Organik ve geleneksel olarak yetiştirilen ürünlerde besin içerikleri

 

Slayt 1 .O {font-size:149%;}
Besin maddesi
    
Ortalama % Farkları
    
Organik ürün
    
Geleneksel ürün
Vitamin-c
    
   +27.0%
    
   % 127
    
   % 100
Demir
    
   +21.1%
    
   % 121.1
    
   % 100
Magnezyum
    
   +29.3%
    
   % 129.3
    
   % 100
Fosfor
    
   +13.6%
    
   % 136.0
    
   % 100
Nitratlar
    
   -15.1%
    
  - % 115.1
    
   % 100

  Organik ve geleneksel olarak yetiştirilen ürünlerde besin içerikleri

 

Slayt 1 .O {font-size:149%;}
Besin maddesi
    
Ortalama % Farkları
    
Organik ürün
    
Geleneksel ürün
Vitamin-c
    
   +27.0%
    
   % 127
    
   % 100
Demir
    
   +21.1%
    
   % 121.1
    
   % 100
Magnezyum
    
   +29.3%
    
   % 129.3
    
   % 100
Fosfor
    
   +13.6%
    
   % 136.0
    
   % 100
Nitratlar
    
   -15.1%
    
  - % 115.1
    
   % 100
 

 Organik ve geleneksel olarak yetiştirilen ürünlerde besin içerikleri

 

Slayt 1 .O {font-size:149%;}
Besin maddesi
    
Ortalama % Farkları
    
Organik ürün
    
Geleneksel ürün
Vitamin-c
    
   +27.0%
    
   % 127
    
   % 100
Demir
    
   +21.1%
    
   % 121.1
    
   % 100
Magnezyum
    
   +29.3%
    
   % 129.3
    
   % 100
Fosfor
    
   +13.6%
    
   % 136.0
    
   % 100
Nitratlar
    
   -15.1%
    
  - % 115.1
    
   % 100
 

Slayt 82 .O {font-size:149%;} Organik ve geleneksel olarak yetiştirilen sebzeler arasında besin içeriği farklılıkları
 
 

 ÖNERİLER

1)    Organik yetiştiricilik teşvik edilmeli, bunun için organik olarak yetiştiricilik yapacak olanlara başta pazarlama olmak üzere alt yapı hazırlanmalı, “ürünü satmadan yetiştirme” politikasının tüm gerekleri yerine getirilmeli, markalı ürünlerle ülke ve dış ülkelere açılım sağlanmalıdır.
        Organik yetiştiricilik yapanların ayrıcalıklı oldukları onlara hissettirilmelidir. Çünkü onlar yok olmaya yüz tutmuş topraklarımızı kurtaracak, hayatın vazgeçilmez parçası olan suyumuzun kullanılabilirliğini korumaya hizmet edeceklerdir.


2)    Tüm araştırma (tarım) kuruluşlarında yeterli ilgiyi bulmalı ve çalışmalar planlanmalı, kurumlar arası bilgi alış verişinden kaçınılmamalıdır. Çalışmalar örnek yetiştiricilerle birlikte yürütülmeli ve onlarında çalışmanın bir parçası olduğu kabul edilmelidir.     Özellikle ziraat fakültelerinde ve araştırma enstitülerinde toprak ve toprağın korunması, organik yetiştiricilikte toprak ürün ilişkileri üzerine çalışmalar ve her türlü bitki korumada organik yetiştiricilik üzerine çalışmalar yoğunlaştırılmalıdır.


Kimyasal pestisidler (insektisit, fungusit, akarisit, nematosit ve herbisitler) in kullanımı yerine bu koruyuculara alternatif organik mücadele yolları üzerine araştırmalar yoğunlaştırılmalıdır.
        Çünkü organik yolla yetiştiricilikte toprak bilimcilere ve bitki koruma üzerine bilim yapanlara her zamankinden çok daha fazla gereksinim duyulmaktadır. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesinde bu tür çalışmalar yoğun olarak yürütülmektedir.


3)    Kendi ürününü kendin topla; uygulama kültürü yaygınlaştırılarak lokal satışlara ayrı bir çehre kazandırılmalıdır. Bu şekilde taze sebzenin oluşturacağı damak tadından yoksun insanların sebzelere bakış açısı değişecek, kullanımı teşvik edilecek, salata ve yemeklerinde organik yolla yetiştirilmiş ürünleri tüketmesiyle,kendi ruh ve fiziki yapısında ve fizyolojisinde olan değişimleri kısa sürede fark edecek ve organik sebze hastaları ordusu oluşturulmuş olacaktır.


4)    Organik tarıma gübre sağlayacak ek kaynak olarak şehir çöplerini değerlendirme üniteleri süratle kurulmalı ve her artık ayrı ayrı toplanarak (ayrı toplama imkanları sağlanarak) yeniden işlenmeli, organik orijinli artıklar mutlaka gübre sanayisinde kullanılmalıdır.


5)    Özellikle Karadeniz Bölgesinde potansiyel olarak bulunan organik artıklar kompostlama metodu ile mutlaka değerlendirilmelidir. Bunlar arasında çeltik kavuzu, fındık cürufu, tütün artıkları, çay artıkları, hasat sonrası tarlada kalan brokkoli, karnabahar gibi bitki artıkları tekrar toprağa döndürülmeye uygun hale getirilmelidir.

    6)    Bölgelere (tarım bölgeleri) göre, bölge içerisindeki lokal alanlara da yayılmak üzere hayvanların, bitkilerin, toprağın, suyun, havanın, doğal yapının ve insanların elektronik hüviyet cüzdanlarının çıkarılması ile ulaşılması gereken hedeflerin belirlenmesi gerekir.


7)    Mevcut tarım işletmelerinin çok ilerisinde sağlıklı gübreleme, sağlıklı tohum, sağlıklı bitki koruma ve sağlıklı üretim, sürekli üretim, üretilen ürünlerin tamamen değerlendirilmesi ile teknolojiye yön verecek hareketlerin belirlenmesi gerekmektedir. Sağlıklı yollarla yetiştirilen sebzelerin ve diğer tarım ürünlerinin (özellikle tıbbi bitkiler,sebzelerle iç içe değerlendirilebileceğinden) bütün yönleriyle % 100 değerlendirilmesi, bölge, ülke, dünya ekonomisine, sanayiye, gıda alanına, sağlık alanında kullanılma ve değerlendirme bilgilerini bilgi işlem ağına yüklemek ve insanlık hizmetine vermek organik tarımın sonuçlarının gelecek yıllarda genç nüfuslara yansımasını bize zevkle izletecektir.


Ülkemizin her bölgesinde uygulanabilecek bitki büyüme ve verim modellerinin oluşturulması için gerekli araştırmalar yapılarak hangi ekolojide neyi ne zaman ve ne kadar üretebileceğimizi bilgisayarlarda hesaplayarak kontrollü yetiştiriciliğe girmeliyiz. Veri toplama gerçekleştirilerek bir veri tabanı oluşturup bir yerde eski yıllarda tabii olarak ne yetiştirilirdi bilinmelidir.


8)    Kombine tarım işletmeleri niteliğinde, özellikle küçük işletmeler şeklinde özel teşebbüs hayvancılık ve sebzecilik branşlarının bulunduğu sistemler teşvik edilmeli, hayvanların bu tip işletmelerde bulunmasının asıl amacı, organik olarak beslenmiş olan hayvanlardan elde edilecek gübreye ulaşmak olmalıdır. Zaman içerisinde hayvanların değerlendirilmesi ise yan gelir veya ürün olarak kabul edilmelidir. Hayvanların seçiminde büyük baş, küçük baş ve kanatlıların aynı işletmede bir arada olması ve böylece elde edilecek gübrelerin besin içeriğinde varyasyon sağlamak asıl amaç olmalıdır.


9)    Tıpta koruyucu hekimlik sisteminde organik yollarla yetiştirilen sebze ve tıbbi bitkilerin mümkün olduğunca değerlendirilmesi ile vazgeçilmez gelişmelerin olacağı unutulmamalıdır. Bu bakımdan özellikle organik olarak yetiştirilen sarımsağın eczacılıkta uygulanması projesi derhal geliştirilmelidir.


10)    İnsan sağlığına uygun hava akımlarının bulunduğu, hava kirliliğini tutmayan bölgeler veya lokasyonlar, jeolojik incelemesi yapılmış bölgeler, tespit edilmeli, günden güne verimli tarım alanlarını yutan imar-iskan projeleri eğer bugün devam etmekte olsa bile derhal durdurulmalı, kesinlikle sebze ve diğer tarım ürünlerinin yetiştirilebileceği alanların dışına atılmalıdır.


11)      Bitkilerde gerekli rezüdi ve diğer zararlı formlarda olabilecek sağlığı tehdit edici maddelerin belirlenmesi için sabit-seyyar laboratuvarların kurulması gerçekleştirilmelidir.


12)    Yapılacak düzenlemelerle herkesin istediği araziyi zevkine göre kullanmasına izin verilmemeli, potansiyel arazi kullanımı üzerinde özenle durulmalıdır. Ülkemizde verimli tarım arazileri yaygın olarak amaç dışı kullanılmakta potansiyel kullanım kesinlikle amaçlanmamaktadır.


Buna ilave olarak asıl dikkatlerini, besin üretimi üzerine değil endüstriyel komplekslerin oluşturulmasına veren sözde gelişme projeleri ile verimli tarım arazileri kaybolmakta, yetiştiriciler topraklarından edilmekte, bununla da kalmayıp, sadece bilim dalı değil bir sanatta olan bitki yetiştiriciliği konusunda sahip oldukları tecrübeleri de yok olmakta ve gelecek nesillere aktaramamaktadır.
        Bunun bir sonucu olarak bizler tarımsal gıdalardaki farklılığı kaybetmenin yanında onları tüketme ve beslenme kültürümüzü de kaybetmekteyiz.


13)     Tarım ülkesi olan ülkemizde köy, ilçe, il bağlantılarını oluşturan karayolu ağına önem verilmelidir. Ürün hasadı tarıma dayalı sanayi merkezlerine kısa sürede ulaştırılmalı veya bu merkezler birkaç köy dikkate alınarak hepsine eşit mesafede olabilecek alanlara kurulmalı, böylece üreticiler ürünü yetiştirmeden satma noktasına ulaşıp, kontratlı yetiştiricilik yapma imkanı bulmuş olacaklardır.


14)    Organik tarım ve besinlerin her türlü desteklenmesi ve yayılması için gereken her şeyin yapılması gerekir. Organik tarım girişimcilerine öncelik verilmeli, özellikle küçük arazi sahiplerinin teşvik edilmesi küçük işletmeler haline gelmeleri cesaretlendirilmelidir.         Bununla da kalmayıp, organik yetiştiriciliğin, büyük ölçekli arazilere sahip işletmelerin oluşturulması için potansiyele sahip olduğu bilinmeli ve devlet tarafından gereken destek verilmelidir.


Kırsal alanlarda veya büyük şehirlere uzak alanlarda küçük arazi parçalarına sahip insanlar (yetiştiriciler) organik sebzeciliğe daha meyilli olup besin ihtiyaçlarımızın bir kısmını sağlık tehdit edici kimyasallardan uzak tutarak daha güvenilir beslenmenin gerçekleşmesine az da olsa yardımcı olmaktadırlar.
        Ancak erkek veya kadın bu çiftçiler üretmek için araziye sahip olmaları gerekir. Bunun için hepimizin güvenilir besin elde etmeyi garanti edecek arazi haklarını koruması gerekmektedir.


Bunun için de toprak kanunun isim olarak değil uygulanmasıyla hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bunun için ülkemizde Tarım ve Köyişleri Bakanlığının “Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına ilişkin yönetmeliği 24812 sayılı olarak 11 temmuz 2002 de resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.


15)    Organik ürünlerin işlenmesi, ambalajlanması, etiketlenmesi ve muhafazasına standart ürünlerin üzerinde bir değerle özen gösterilmeli ve uluslar arası pazarlarla rekabet edecek hatta onlardan daha ileride olacak bir seviyede olmasına titizlik gösterilmelidir.
    
    16)    Organik ürünlerin satışına (pazarlanmasına) yardımcı olacak sistemlerin geliştirilmesi gerekir. Gelişmekte olan ülkelerde organik tarım politikalarının gelişmesi pazar edinme amacına odaklanan politikaların güvenilir gıda elde etme amaçları ile genişletilmesini gerektirecektir.


17)    Özellikle okullarda, belki de ilkokuldan başlanarak organik tarımın önemi ve organik yolla yetiştirilen ürünlerin tüketilmesiyle elde edilecek yararlar anlatılmalıdır. Herkesin organik ürün tüketmesi teşvik edilmelidir.
    
    18)    Devlet, ülkenin belirli noktalarında pestisid ve kimyasal rezüdilerinin besinlerdeki (sebze) miktarını veya var olup olmadığını tespit edecek birimler oluşturulmalı, sertifika alan yetiştiricilerin kurallara uymadığı görüldüğünde ağır bir şekilde cezalandırılması öngörülmelidir.


Sertifika veren kuruluşlar özel olmamalı devlet eliyle olmalıdır. Bunun için özellikle Tarım İl Müdürlükleri görevlendirilmeli isteyene sertifika ücretsiz verilmeli ve teşvik için bir miktar maddi destek sağlanmalıdır.


19)    Organik tarımda vazgeçilmez toprak besleyicisi olan kompost ve kompostlama ile bireysel ev artıklarının değerlendirilmesinden başlanarak, yetiştiricilere kompost ve kompostlama hakkında titizlikle bilgi verilmeli ve dekompoze olabilen ne varsa değerlendirilmesi sağlanmalı ve “siyah altın” olarak adlandırılan bu bitki besin maddesinin sürekli sağlanması (elde edilmesi) teşvik edilmelidir.
    
    20)    Organik tarıma yaklaşımımız “karanlığa beddua etmektense, tek bir mum yakmak” fikri ile paralel olmalıdır. Sağlığa zararlı zehirlere kızmaktansa, sağlıklı besin elde etme yollarına bir adım daha yaklaşmalıyız.


Bu tavsiyelere ilave olarak;


-Üretimin her aşaması uzman kişiler tarafından planlanmalı. Paralı ve parasız uzman danışmanlık sistemi yerleştirilmelidir.
        -Kullanılan girdilerin üretici, şahıs yada firmalara ucuz  ve kolay yollardan temini üretimin desteklenmesi bakımından önemlidir.
        -Kontrol ve sertifikasyon işlemleri ve denetimler ilgili birimlerce devamlı ve sık sık yapılmalıdır. Bakanlık bu firmaların güvenilirliğini her an sorgulamalı ve kontrol etmelidir.



-Organik tarımda hızlı ve sağlıklı gelişim sağlamak için yetişmiş insan gücü önem taşımaktadır. Bu nedenle üretici, işleyici, tüccar, tüketici, kontrol-sertifikasyoncu, araştırmacı, Ziraat Mühendisi, Gıda Mühendisi gibi zincirde yer alan tüm aşamaların ve şahısların eğitimi ve eğitim araçları geliştirilerek bütün kişi, kurum ve kuruluşlarla bilginin ve tecrübenin paylaşımı sağlanmalıdır.


-Ekim nöbeti sistemi (münavebe) yapılarak toprak yoğunluğu, yerleşmiş hastalık varlığı  ve erozyon önlenmeli. Topraktaki hastalık ve zararlılar kontrol altına alınmalıdır. (Hayvansal üretim için olmazsa olmaz şartlardan biridir.)

        -Organik tarımda bitkisel mücadele için doğal preparatlar, yararlı böcekler, feromonlar ve biyolojik mücadele ön planda olmalıdır.


    -Anız yakılmasının önüne geçilmeli, doğal bitki örtüsü ve yaşayan canlıların  yaşam alanları tahrip edilmemelidir.

        -Yabanıl hayatın yaşam sınırları ve ortamları genişletilmeli. Her canlının doğal bir temizleyici olduğu anlayışı hakim olmalıdır.

        -Çevre bilinci ve hayvan sevgisi oluşmayan ve oluşturulmayan bireylerin sadece para gözüyle bu yetiştirme tipine bakması önlenmeli. Meselenin vicdan ile cüzdan arasında sıkıştırılmaması için bu işin ehemmiyet ve önemine inanan insanlarla çalışılmalıdır.